En sonunda o kadınla, hakkında pek az düşündüğü ve kadınlar hakkında pek az düşünen biri olarak günün birinde tanışmayı pek az da olsa umduğu kadınla tanışmıştı. Masada onun yanında oturmuştu. Elini avuçlarının içinde hissetmiş, gözlerinin içine bakmış ve güzel bir ruhun görüntüsünü yakalamıştı; fakat bu ruh ne içinden ışıdığı gözlerden ne de kendisine ifade ve biçim veren bedenden daha güzeldi. Onun bedenini bir et parçası olarak düşünmemişti, bu da onun için yeni bir durumdu; zira tanıdığı kadınlara hep o düşünceyle yaklaşmıştı.
''Ruth.'' Ağızdan çıkan basit bir sesin bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemişti. Kulağına o kadar güzel geliyordu ki, kelimeyi tekrarladıkça mest olup kendinden geçti. Bu bir tılsım,büyü yapmak,ruh çağırmak için kullanılan sihirli bir kelimeydi. Kelimeyi her mırıldanışında kızın yüzü pırıltılar saçarak gözünün önünde canlanıyor, pis duvarın üzerini altın rengi ışıltılarla dolduruyordu. Bu ışıltı duvarın sınırlarını aşıp sonsuzluğa yayılırken altın rengi derinliklerinin arasında gezinen ruhu, kızın ruhunun arayışı içine girdi. İçindeki en güzel hisler muhteşem bir sel gibi taşıp dışarı akıyordu. Kızı düşünmek onu yüceltip saflaştırıyor, onu daha iyi birine dönüştürüyor ve daha iyi biri olmaya teşvik ediyordu. Bu onun için yeni bir şeydi. Onu daha iyi birine dönüştüren hiçbir kadınla tanışmamıştı.
Tüm yaşamı boyunca aşkın yokluğunu hissetmiş, aşka aç yaşamıştı. Doğası aşkı arzuluyordu. Varlığının yapısal bir ihtiyacıydı aşk. Buna rağmen hep aşksız yaşamış, bu süreçte de katılaşmıştı. Aşka ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti. Şimdi de farkında değildi aslında. Sadece fiilen uygulamasını görmüş; gördükleri karşısında heyecanlanıp bunun güzel,yüce,muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
“Aşk ulaşamayacağın birini abartarak, onun kafandaki ideal kişi olduğunu sanarak tutkuyla bağlanmaktır. Aradaki engeller ne kadar artarsa bu yanılsama o kadar tutkulu olacaktır. Nasıl Tarihöncesi atalarımız doğum olayını çözemediği için kadınlardan tanrı yaratmışsa, biz de yolumuzun kesiştiği birini yaşamımızın vazgeçilmez kişisi sanarak, neredeyse ona tapınmaya kadar varan bir bağlılık yaratmışız. Kanımca aşk, o ilkel abartma duygusunun günümüze kadar gelmiş halidir.”
Zevcemi ben yaratmak istiyordum ve onun ayakları yeryüzüne basmayan hayalî bir mahlûk olduğunu anlayacağım güne kadar, kendi kendime icat ettiğim bu kukla ile oynamak istedim.