"Bundan gayrı..." dedi. "Say ki bir baban da benim." İçten bir bakış vardı gözlerinde. "Çünkü ben seni bundan gayrı kendi kızım sayıyorum. Ve madem babana benziyorum, bilesin..." Hâlâ birbirine kenetli olan ellerimize baktı. "Baban burada olsa tuttuğun bu elden razı gelirdi."
Bakışlarımı Murathan'a çevirmedim. Asla da çevirmeyi düşünmüyordum zira aklımda dönen yine sayısız sessiz cümle vardı.
"Murathan'ın elini bırakma, Gökçen."
"Bakkala sakın Murathansız gitme, kızım."
"Murathan'ın eline yapış, mavişim. Tanısan bile başkasına gitme."
"Oyun oynarken Kepçük'ün elini bırakma, tamam mı babacığım? Kaybolursun bak yoksa."
öyleyse biraz daha kalsın dünyanda babam..
sonra da bu şiire bakıp, bu ne çok mavi desin..
çok çocuk, çok ekmek, çok rakı, çok merhamet..
isterim ki herkes babasını sevsin şu hayatta derinden..
ben babamı sevdim en çok kelinden..
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, yine aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. Bunu sonuna kadar götüremediysen, kabahat senin değil... Bana hakikaten yaşamak imkânini verdiğin birkaç ay için sana tesekkür ederim.