bir insanı anlamak... ohoo...
yahu şu kadar yıl birlikte oluyorsunuz, adamın, arkadaşın ruhunu bilirim diyorsunuz, günün birinde öyle bir iş yapıyor öyle bir söz söylüyor ki, apışıp "yahu ben bu adamı tanıyamamışım, yuh olsun bana da, aklıma da" diyorsunuz.
zor iştir efendim. bir insanı tanımak, zor iştir.
Bu kaçınma ihtiyacına bakıp da beni, her an talibin yeni bir
gadrine uğrayan, hayatı felaketlerle dolu biçarelerden sanmayınız.
Herkes gibi ben de zaman zaman kaderin iyi veya kötü yüzüyle karşılaştım. Fakat düşünülürse ondan şikayete büyük hakkım yok. İyi bir kadınla evlendim, epeyce kazanıyorum, hayatım kendi çizilmiş yolunda düzgün ve rahat gidiyor. Bununla beraber ondan memnun değilim. İçimde kendi hayatımı yaşamadığım kanaati var. Daha samimi olayım ister misiniz? Bu yaşadığım hayat, o
kadar benim değil ki herhangi bir saatinde birisi gelip de bana
"Haydi kalk, sıran geldi, kendi kendin ol!" diye bağırsa sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi inanıp koşacağım. Bu his bende o kadar kuvvetli... Herhangi bir kalabalıkta kendimden başka herkes olmağa razıyım. Ah, bir elbise değişir gibi hüviyetini değiştirebilmek, lalettayinin içinde kaybolmak, bir avuç kum içinde bir kum tanesi olmak ve böyle olduğunu dahi bilmemek. Ne bileyim, bir
maske, bir numara, bir sicil varakası, bir manivela, bir çark, bir
düğme, her şey olmak, yalnız...
Hayatımın üzerinde düşünmeğe başlamıştım. Bütün iradem,
bütün gayretim bir daha o eski sükuneti bana iade ettiremedi.
Gündelik hayatımla arama, yaşanmamış rüyaların azabı girmişti.