Carl Schmitt'in de ortaya koyduğu gibi kanun ancak istisnanın
araştırılmasıyla anlaşılabilir. İstisnai durumda kanunun ihlali ile
uygulaması arasındaki ayrım belirsizleşir (Agamben 1998:57). Buna
bağlı olarak kanun ile doğa, dışarısı ile içerisi, şiddet ile kanun arasında
bir belirsizlik alanı ortaya çıkar. Ne var ki istisna kendini kaideden
çıkarmaz, kendini askıya alarak istisnaya mahal veren kaidenin
kendisidir.
Schmitt’in, istisnayı tanımlarken bir ilahiyatçının (Sören Kierkegaard’dan başkası olmayan bir ilahiyatçının) çalışmasına gönderme yapması tesadüf değildir. Hiç kuşkusuz daha önce Giambattista Vico da, “gerçeklerin nihai konfigürasyonu” dediği istisnanın, pozitif hukuk üzerindeki üstünlüğünü çok farklı olmayan bir biçim de ifade etmişti: “Dolayısıyla, saygın bir hukukbilimci, iyi bir hafıza yardımıyla pozitif hukuka [ya da yasaların genel kompleksine] hâkim olan birisi değil, keskin muhakemesiyle, vakaları nasıl ele alacağını ve eşit muamele gerektiren durumların nihai koşullarını ve genel kuralın dışındaki istisnaları
görmeyi bilen birisidir"
Siyasal düzenin sınırları bulanıklaşmaya başlayınca, bu düzende ikamet eden çıplak hayat kendisini bütün
kente özgürce salıveriyor ve siyasal düzendeki çatışmaların hem
öznesi hem de nesnesi haline, hem Devlet iktidarının örgütlendiği hem de iktidardan özgürleşmenin gerçekleştiği mekân
haline geliyor. Her şey, sanki, Devlet iktidarının, canlı bir varlık
olarak insanı kendi özgül nesnesi yaptığı disiplin süreciyle birlikte. büyük ölçüde modern demokrasinin doğuşuna tekabül eden bir başka süreç de başlatılmış gibi gelişiyor; bu ikinci süreçte, canlı bir varlık olarak insan kendisini artık siyasal iktidarın bir nesnesi olarak değil; bu iktidarın bir öznesi olarak sunuyor.