" Tebdil-i mekânda ferahlık olduğu muhakkaktı fakat bazen mekân da tebdilden ferahlanırdı. "
Sayfa 64·Kitabı okuyor
WALTER BENJAMIN'E göre “kült görevi” üstlenen nesnelerde önemli olan “görülmelerinden ziyade mevcudiyetleri”dir. “Kült değerleri” teşhir edilmelerinden değil mevcudiyetlerinden kaynaklanır. Erişilemeyecek bir mekânda saklayarak gözlerden uzak tutma şeklindeki uygulama kült değerlerini artırır. Bu nedenle bazı Meryem resimleri neredeyse yılın her günü üzeri örtülü olarak durur. Odacıklarda saklanan Tanrı heykellerinin bir kısmına sadece rahipler yaklaşabilir. Ayırma (secret, secretus), sınırlama ve kilit altına almanın olumsuzluğu kült değerinin oluşmasında rol oynar. Var olabilmek için sergilenmiş olmalarının gerektiği olumluluk toplumunda, artık hepsi birer meta haline gelmiş olan şeyler sergi değeri kazanmak uğruna kült değerlerini yitirir. Sergi değeri açısından salt varoluş hiçbir anlam taşımaz. Kendi içinde kalan, kendinde oyalanan bir şeyin değeri yoktur artık. Şeyler ancak görüldükleri zaman bir değer kazanırlar. Her şeyi görünürlüğe teslim eden teşhir zorlaması “uzaklık görüntüsü” olma niteliğindeki aura'yı tümüyle ortadan kaldırır. Sergi değeri doruğuna ulaşmış kapitalizmin ifadesidir ve kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki Marksist çelişkiden türetilemez. Kullanım alanından çıkmış olduğu için kullanım değeri, hiçbir emek gücü yansıtmadığı için de değişim değeri taşımaz. Varlığını sadece ilgi üretmeye borçludur.
Sayfa 25 - Metis Yayınları
Reklam
... Fibonacci Dizisi'ndeki gibi eklenerek büyüyen, insan vücudundaki altın oranı da sisteme dahil ederek mobilya ve mekanda ahenk oluşturacak bir modül sistemi bulmuştur.
Sıcak bir yaz gunü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kuran okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itibaren Kur'an eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... Doğu Türkistan'ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice "sıradan" nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistandaki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tem-bellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı.
Sayfa 244·Kitabı okudu
Bulunduğu mekânda namaz kılma yeri talep eden biri, içinde bir yerlerde “En yakın camiye gidiverelim.”, “Cem ediversek mi?” ya da “Olmazsa kaza ederiz.” diye düşünüyorsa, talebi ne kadar güçlü olabilir? Böyle birinin sesi de “meler gibi” mi çıkar? Namaz kılacak yeri ısrarla isteyemeyen veya hiç istemeyip kaza etmek üzere vazgeçen, bunu her zaman Müslümanlığının zayıflığından değil çoğu kez toplumsal varoluşundaki ürkekliğinden yapmaktadır. Çünkü öncülerini kaybetmiş bir toplum olarak uzun yıllar bu ülkede din –istisnalar hariç– kafasına vurulmuş ve elinden ekmeği alınmış bir çoğunluk tarafından temsil edilmiştir.
Sayfa 24 - Ketebe
Şükrü eda edilemeyecek bir nimet: Özgürlük
Sıcak bir yaz günü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek... Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kur’ân okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itibaren Kur’ân eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... ​Doğu Türkistan’ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice “sıradan” nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim. Oysa bunlardan sadece birinin dahi şükrünü hakkıyla eda edebilmek mümkün değildi. ​Bu vesileyle bir kere daha fark ettim ki, Türkiye, dünyanın en özgür ülkesi. Hatta başıboşluk seviyesinde bir özgürlük ve rahatlık var. Sokaktaki sıradan insanı bir kenara bırakırsak, Türkiye Müslümanlarının bile bu özgürlük ve rahatlığın kıymetini yeterince bilemediğini düşünüyorum doğrusu. Doğu Türkistan'daki boğucu atmosferi tadınca, ne kadar az çalıştığımız ve ne çok tembellik ettiğimiz hakikati yüzüme bir tokat gibi çarptı.
Sayfa 244
Reklam
Reklam