Mektep, bilgi imal eden bir fabrika hâlinde çalışmasın ve gençlerin yalnız zekâları üzerinde kalmasın, iradeleri üzerinde de dursun ve onların ruhi terbiyelerini yapsın.
Bir semtin esası olan cami yalnız bir tek binadan ibaret olan iba det yeri değildi; o camii vakfedenin devrini gösterir bir manzum ey di; camiin yanında medrese, imaret, tabhane, hamam, mektep, muvakkithane, camiin mihrap tarafında vakfedenin türbesi, akrabası nın ve yakınlarının gömüldüğü mezarlık. . . Hasılı bütün şekliyle, vakfedenin adını taşıyan ve devrini temsil eden bir levhaydı.
Türkiye'mizde Mektepler elli yıldan beri bir nevi fabrikasyon suretinde vasıfsız adam yetiştirme hususunda birbirleriyle yarış halindedirler. Bu yönde her nesil, bir evvelkinden daha da kifayetsiz olarak hayata atılmaktadır.
Benim Üniversitelerim
Peyami Safa ve Orhan Kemal’in hayatlarında birçok ortak nokta vardır. Acı ve yoksulluk bu iki yazarın hayatının özeti niteliğindedir. Orhan Kemal bir mektubunda, bir arkadaşına İstanbul’a gelmek istediğini söyler fakat ne iş yapacağını bilmez. Mektubu gecenin bir vakti, bekçilik yaptığı bir kulübeden yazar; o an üşüdüğünü ve ısıtacak hiçbir şeyin olmadığını ifade eder.
Peyami Safa, iki yaşındayken babasını ve bir kardeşini kaybeder; dokuz yaşında kolunda bir rahatsızlık belirir, ailenin geçimini kendisi üstlenir. Okuyamaz, kendi kendini yetiştirir. İsmini, baba dostu olan Tevfik Fikret koymuştur. Abdullah Cevdet çocuk yaştaki Peyami’ye Fransızca bir lügat verir. Daha sonra Fransızca gramer bilgisi yazacak kadar Fransızca öğrenir. Kısaca hayatlarına değindiğim iki büyük yazar; toplumun içerisinden gelmiş, edebiyatı yalnızca mektep ve kitaplardan öğrenmemiş, zorluklar içerisinde insan olma bilincini kaybetmemiş müstesna yazarlardır.
Halit Aslan
Sıkıntılı anlar tabii ki olur; dünyada yaşıyoruz. Kabz ve bast hali arasında gider gelir insan ruhu ama ümitsizlikten sakınmalıdır. Rahmetli validem Osmanlı zamanında doğmuş, ilk mektep mezunudur. Pedere de, bize de "Gün doğmadan neler doğar," derdi.