10/10
·112 syf.··
2026 68. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:00
Bayıldım kitaba. Kitabın farkı yazarın “Batılılaşmış bir İranlı” olması. Batı’nın gizli olan birçok arşivine erişebilmesi de bu yüzden. İngiliz müttefiki ve bu yüzden farklı görüşleri var. Saf İranlıların aslen Avrupalı olduğuna dair varan görüşler. Ama ben beğendim çünkü Ömer Hayyam’ın şairlikten önde gelen bilim adamı ve filozof yanına çokça vurgu yapmış. Hatta rubaileri, sıkı çalışmalarının arasında rahatlamak için sığındığı bir liman olarak belirtmiş. Semerkant romanından, Sadık Hidayet’in Hayyam’la ilgili çalışmalarından bile bahsediyor. (Hayyam’ın Teraneleri kitabı hiçbir yerde bulamıyorum). Birçok rubai onun adına uydurulmuş bunu gösteriyor. Sadece “şarap” şairi değil. Bu bir sembol, tüm kötülüklere karşı bir panzehir. Ruhban sınıfının, katı şekilci dinciliğin hiçbir dönemde insan zihnine pranga vuramayacağının protestosu. Ömer Hayyam bilinemezciliğin yanı sıra bir “Melâmet Hırkası” örneği, dönemindeki kavgalardan uzakta oturan bir düşünce, sonuçsuz tefekkürler ve nafile tartışmaların uzağında zarif bir ciddiyet, pervasız neşe…Biraz tarafsız veya insaflıca bakılınca ona vurulup takılı kalmamak elde mi?
Ömer Hayyam’ın HayatıJ.K.M. Shirazi · Tarih ve Kuram · 20173 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 5. kitabı
“Yahya Kemal bir müverrih değildir. Fakat gönlündeki coşkun tarih sevgisi ile tarihi eski kaynaklarından okumayı zevk edinmiş bir mütefekkir, bir araştırıcı hatta bir içtimâiyatçıdır diyebiliriz.” -Takdim’den Yahya Kemal’in şairliğinin yanı sıra tarihle ilgilendiğini beyan etmek, Yahya Kemal üzerinde duranların kulaklarını tırmalayacak bir ifadedir. Yahya Kemal’in şiirlerinin bel kemiği oluşturan tarih anlayışını fark edememek, onu idrak edemediğimizi ve bir nebze de istediği şiir okuyucuları olmadığımızı bize gösterir. Çocukluktan hatırladığım; Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik beytinden tutun da Tecelligâh iken binlerce rinde Melâmet söndü şarkın her yerinde Mısralarında dahi ‘kökü mazide olan âti’nin nefesi hissedilir. Yahya Kemal’i dönemindeki sanat camiasından ayıran özelliği, o vakte kadar üstünde durulmamış tezleri öne sürerek yetkin kimseler tarafından takdir görmesidir. Şüphesiz ki bu belagat kabiliyetinde şiirinin ehemmiyeti vardır. O ise adeta akranlarının kuru sözden mürekkep lafızlarının ömrünün fazla uzun sürmeyeceğini sezerek bize nesirleriyle şiirlerinin tefsirini yapmıştır. Kitabı okurken akılda tutmamız gereken mevzu takdim de belirtildiği üzere Yahya Kemal’in bir müverrih olmadığı. Lakin kabul etmeliyiz ki çok müverrih, insanımızda bu iştiyakı uyandırma yolunda kayda değer adım atmış değiller. Kitabı okurken bir tarih kitabı okumadığımızın bilincinde, bahsi geçen olayları adeta bulmaca çözer gibi irdeleyerek okumak tarih sahası dışındakilere kanaatimce daha faydalı olacaktır. Bunların haricinde kitapta tamamlanmamış birçok metnin de yer aldığını belirtmem gerek. Malumunuz, Yahya Kemal hayatta iken hiçbir kitabı basılmamıştı. Yahya Kemal’e atfedilen kitaplar ise ölümünden sonra başta Nihad Sami
Tarih MusâhabeleriYahya Kemal Beyatlı · İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları · 202481 okunma
Reklam
Nezih Uzel’in Ardından: Bir Zamanlar İstanbul
7/10
·240 syf.··
2026 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 22:36
Nezih Uzel sadece yorumuyla değil icra ettiği eserlerle ruhuma hissettirdiği canlı duygulardan dolayı severek dinlediğim bir isimdi. Kitaplığımda uzun süredir eşref saatinin gelmesini beklediğim bu eseri okumak nihayet şimdiye nasip oldu. Tasavvuf ve musiki alanlarındaki çalışmalarının yanısıra entelektüel bir gazeteci olan Uzel, 1987-1993 yılları arasında yazdığı köşe yazılarından oluşan bu eseriyle bizi 1980 yıllarının Türkiye'sine ve özellikle de o dönem İstanbul'una götürüyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecine bizzat şahitlik etmiş bir aydının gözünden bakarak، ülkemizin bu süreçten olumlu ve olumsuz anlamda nasıl bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini daha iyi anlamamızı sağlayan eserin aynı zamanda olaylar, kişiler ve mekânlar hakkında net bilgiler sunması açısından da önemli bir vesika olduğunu düşünüyorum. Nezih Uzel'in samimi ve kendine has tatlı üslûbunu hep biraz "melâmi meşrep" bulmuş ve bu hâlin ona çok yakıştığını düşünmüşümdür. Onu dinlerken yüzümüzde istemsizce oluşan tebessüm de sanırım onun ruhundaki bu melâmet neşesinin tezahürü. Tüm eseri onun sesi ve mütebessim çehresinin hayali eşliğinde, karmaşık duygularla; zaman zaman eski İstanbul'a imrenerek, bazen yaşanan olaylar karşısında şaşırarak ama en derinlerde, gereken kıymeti veremediğimiz ,koruyamadığımız kültür ve sanat eserlerimizin , mimarimizin bozulan dokusu için üzülerek okudum. Okuyan herkesin de benzer duygularla o eski günlerin kokusunu içine çekeceğini düşünüyorum. Vesselam Dersaadet'ten İstanbul'a
Dersaadet'ten İstanbul'aNezih Uzel · Ketebe Yayınevi · 202516 okunma
6/10
·84 syf.··
2025 14. kitabı
Sıradanlıklarına rağmen her bir hikayenin sonunda boğazım düğüm, gözlerim dolu doluydu. Kısa ama etkisi uzun olan ‘Düğün’- ‘Arlezyalı’- ‘Pandomima’ okuması çok zevkliydi. ~ "Kimseler gelmez senin feryâd-ı âteş bârına Yandım ey bîçâre dil yândım melâmet nârına"
Duygu ve Düşünce
Küçük ŞeylerSamipaşazade Sezai · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,3bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2025 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2025 14:28
·
“Ey insan! Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün.” Şems-i Tebrizi’nin adı, Mevlana Celaleddin-i Rumi ile duyulmuş gibi sanılsa da aslında o, “İslam Dininin Güneşi”dir. Rumi’nin olgunlaşmasını sağlar ve Divan-ı Şems-i Tebrizi olmak üzere pek çok eseri yazmasında ona ilham ve bilgi kaynağı olur. Şems, Rumi’nin gölgede kalan kısmını aydınlatan cevherdir. Rumi’nin “merhamet okyanusuna” okyanus, “bilgi ummanına” umman katar. Rumi’yi tıkandığı yerden çıkarır, hakikatin göz kamaştırıcı aydınlığı ile kavuşturur. Şems kimdir? Her kim aydınlığı, güneşi, Allah’a olan aşkı anlatmak isterse, cümlelerinde O’nun adını kullanır. Kullanmazsa, anlattığının duygusu da anlamı da eksik kalır. Her ne kadar adı Mevlana Celaleddin-i Rumi ile tanınmış gibi görünse de aslında “İslam Dininin Güneşi” yani Şemseddin olarak bilinen Tebrizli Şems’in gerçek adı Muhammed’dir (Mevlana Muhammed Bin Ali). Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin olgunlaşmasını sağlayan “Sohbet Şeyhi” olarak bilinir ve başta Divan-ı Şems-i Tebrizi olmak üzere Rumi’ye birçok eserde ilham ve bilgi kaynağı olmuştur. O, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin gölgede kalan kısmını aydınlatan cevherdir. Şems-i Tebrizi Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin “merhamet okyanusuna” okyanus, “bilgi ummanına” umman katar. Onu tıkandığı yerden çıkarır, hakikatin göz kamaştırıcı aydınlığı ile kavuşturur. Şems-i Tebrizi, İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid’in torunu Havend Alâeddin’in oğludur. Alâeddin, dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak, baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış, tam anlamı ile İslam ve ehlisünnet inançlarını benimsemiştir. Babası ise ticaret maksadıyla Horasan’dan Tebriz’e gelmiş, oraya yerleşmiştir. Şems, 1185 yılında Tebriz’de dünyaya
Edebiyat
Kalbinde İyilik Biriktirenin Yolu Hep AçıktırŞems-i Tebrizî · Destek Yayınları · 20252,546 okunma
Puan vermedi·779 syf.·
2025 97. kitabı
Mevzu, Dostoyevski ve onun eserleri olunca Stefan Zweig in düştüğü müşkülatı çok daha iyi anlıyorum. Budala gibi bir esere inceleme yazmak ha. Hadi bakalım kolay gelsin, bana ve size. 1- Dostoyevskiyi tanımadan yapılacak her inceleme , muallakta kalmaya mahkumdur. İddialı mı oldu. Oldu. Ama doğrusu da bu. 2- Emile Michel Cieron , Burukluk adlı eserinde şöyle der. “ Bir yazarın kaynakları utançlarıdır; bunu kendinde bulmayan, ya da bundan kaytaran kişi, ister istemez aşırmaya, ya da eleştiriye yönelecektir”. Dostoyevskinin kaynakları ise utançlarıdır. O utançlarını anlatır. Tam bir melamet ehli sofuluğuyla. İğneyi kendine batırır. Çuvaldızı ise Katoliklere, sosyalistlere, nihilistlere, yabancı sermayeye daha doğru bir söyleyişle; Rusya’ya yabancı olan, dışarıdan empoze edilmeye çalışılan gayri milli unsurlara. Budala kitabını da böyle bağlayarak bitirir. 3- Budala’yı ikinci okuyuşum. İlki Ergin Altay çevirisi idi. 2.si ise Mazlum Beyhan çevirisi. Her ikisi de işinin ehli olsa da Mazlum Beyhan’ın çevirisi daha akıcı ve anlaşılırdır. 4- Budalamız , kitabın baş karakteri. Lev Nikoloyeviç Mişkindir. Her şeyden önce saf,temiz ,çocuksu yapısından dolayı alır bu lakabı. Lakin onu tanıdıkça ondaki mahatma _yüce Ruh_ u görüp,sevip, saygı duyup, ona hayran kalmamak elde değildir. 5- Bir meşhur Lev Nikoloyeviç daha vardır. Bilirsiniz. Lev Nikoloyeviç Tolstoy. Yazar Tolstoydan mı esinlenmiştir,yoksa ona bir gönderme mi yapıyordur. Emin değilim. Yalnız kitabın başında kısaca değinilen Nastasya Filipovnanın babasının tarifi tam da Tolstoyun Anna Karaninasında ki , Tolstoyun kendini betimlediği Levin karakterine çok benzer. İşin ilginçi Tolstoy Anna Karaninayı daha yazmamıştır. 6- Her kitabın bir ana caddesi ve bir de ara sokakları vardır. Dostoyevski göz kamaştıran Ana caddeden
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma
Reklam
Reklam