• Yeni ortaya çıkan bu zümrenin kanaatına göre ta­savvuf hedefinden sapmıştır. Çünkü gönül eğitimini esas alan, insanların, nefsi duygularına karşı muka­vemetli olmasını gaye edinen bu sistem maddeye ve şekile kurban gitmektedir. Sufilere ait bir kıyafetin olması veya onlara ait özel mekanların bulunması gösterişten başka bir şey değildir. Halbuki gösterişin olduğu yerde ruh terbiyesinden, nefis terbiyesinden, ıhlas ve samimiyetten bahsetmek mümkün değildir. Tasawufi ahlakı gerçekleştirmek için yapılacak ilk iş meseleyi şekilcilikten kurtarmaktır. Yani dervişlere ait özel bir kıyafet ve özel bir bina olmamalıdır. Bu neşveye Yunus daha sonra şöyle işaret edecektir:
    Dervişlik olaydı tae ile hırka
    Biz de alır idik otuza kırka
    Mustafa Kara
    Sayfa 74 - Iletişim yayınları
  • Melamiyenin üzerinde durduğu ikinci esas nefisle
    mücadeledir; onun arzusuna ters şeyler yapmaktır.
    Mesela o daima kendisine saygı gösterilmesini, büyük
    görülmesini, alkışlanmasını ister. Halbuki bunların
    hepsi bir !uzaktır. Insan aksine olabildiğince alçak
    gönüllü olmalı, en büyük değil en günahkar bir
    kul olduğunu itiraf etmelidir ki nefsiyle başedebilsin.
    Kişi olduğundan fazla "büyük" olunca dengeler
    de ona göre kurulacaktır. Meliametiler bu fasit daireye
    düşmemek için yaptıkları bütün ibadet ve iyilikleri
    gizli, yanlış ve günahları açıktan yaparlar. Bunun
    için melami şöyle tarif edilir. "Iyiliği ortaya dökmeyen
    kötülüğü gizlemeyen kişidir" Açıktan işlenen bir
    günah, toplumun kınamasını çekecektir. Bu hiç
    önemli değildir. Çünkü kınayanın kınamasından
    korkmamak zaten sistemin temelinde vardır.
    Hiç iltifat etmedikleri bir konu da kerametlerdir.
    Bunları da ruhi hayatı engelleyen birtakım şaklabanlıklar
    olarak görmüşlerdir.
    Melametiler bütün unsurlarıyla organize olmuş
    bir tasavvufi cemaata karşı olduklarına göre bir tarikat
    olmamaları gerekir. Fakat zaman içinde bu
    "meşreb"i tercih edenlere Melametiye adı verildiği
    için onu bir tarikat kabul edenler de vardır. Bu cereyanı
    bir tarikat olarak değerlendirenler onun tarihini
    üç dönemde incelemişlerdir.
    1. Ilk dönem: Hamdun Kassar ile başlayan bu dönemin
    mensupları Kassari melamileri diye anıldıkları
    gibi Tarikat-ı Aliyye-i Sıddıkiye şeklinde de bilinirler.
    2. Orta dönem: Hacı Bayram Veli'nin müridi Bursalı
    Bıçakçı Dede Ömer'le (Ol. Göynük, 880/1475)
    başlayan ve Bayramİ melamileri olarak bilinen safhadır.
    Tarikat-ı Aliyye-i Bayramiye olarak da bilinirler.
    3. Son dönem: Muhammed Nuru'l-Arabi ile (Ol.
    Usturumca, 1305/1887) özdeşleşen bu dönem melamilerinin
    bir adı da Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye'dir.
    ülkemizde bugün yaşayan melamilerin çoğu
    bu kola mensuptur.
    Aslında melamilik bir tarikat olmaktan çok bir
    meşreb, yani bir anlama ve yaşama tarzıdır. Melametiyede
    belli bir mekan olmadığı için şeyh-mürid
    münasebetleri her yerde sözkonusudur. Evde, camide,
    dükkanda, kahvede ... Tekamülün yolu sohbetten
    geçer. Toparlarsak bu· cereyanın esasları şöyle ifade
    edilebilir.
    1. Kişi, iç zenginliklerini açığa vurabilecek bütün
    alarnet ve işaretlerden uzak kalmalıdır.
    2. Riya ve gösterişle gerçek müslümanlık bir arada
    bulunmaz. Buna dikkat etmelidir.
    3. Nefsin adi arzuları için ona karşı koymak,
    onunla mücadele etmek gerekir. Bunun başlangıç
    noktası isteklerine karşı koymak,- hatta isteklerinin
    aksini yapmaktır. .
    4. Bütün bunları gerçekleştirmek için toplumun
    kınamasından korkmadan hataları açıktan yapmak,
    iyilikleri gizli yapmak, kıyafete ve şekle takılıp kalmamak,
    keramet gibi şeylerle uğraşmamak gerekir.
    Hepsinden de önemlisi melaminin mutlaka bir işi olmalı,
    işiyle birlikte Allah'a doğru yürüyüşüne devam
    etmelidir. Toplumumuzun iktisat tarihini inceleyenlerin
    melamet psikolojisi üzerinde mutlaka durmala
    rı gerekir.