Puan vermedi·664 syf.··
2026 21. kitabı
Öncelikle yazardan başlamak istiyorum nasıl ters köşe yapan bir yazar anlatamam. Gerçekten beklemiyordum böyle bir kitap . Kitap ise mükemmel . Sayfa sayısı sizi korkutmasın yazar sizi düşündürtmesin. Elinize geçtiği zaman okuyun mutlaka. Bu kadar ağır konuların arda arda yazılması okurken kopmamanız sizi sarıvermesi çok iyi. Kitapta bilim,tasavvuf,batini, melamilik herşey var ve çok akıcı. Yazarın diğer kitapları da okunacak
Gülün Açtığı GeceBaşak Sayan · İthaki Yayınları · 2026146 okunma
Kendini Arama Hikâyesi Her Adem'in Hikâyesi
10/10
·401 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 04:18
Şule Gürbüz okumaya genellikle Coşkuyla Ölmek ile başlanması tavsiye edilse de, merakımın peşinden giderek külliyatın en görkemli ve belki de en zorlu basamağı olan Kıyamet Emeklisi ile bu dünyaya adım attım. On altı günlük yoğun bir okuma sürecinin sonunda, zihnimde ve ruhumda bıraktığı tortuyla birinci cildi tamamladım. Bu eser, sadece bir roman değil; yaşamın ölmekten daha zor olduğu gerçeğinin altını çizen felsefi bir manifesto niteliğinde. ​ Kitap, ana karakterimiz Aziz’in kendini bulma, daha doğrusu kendi "ben"leri arasında kaybolma hikâyesini konu alıyor. Aziz, bir "âdemoğlunun" inşasında anne ve babanın rolünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir figür. Sürekli susma orucu tutan bir baba, eşinin ayak izlerini takip eden bir anne ve ailenin göz bebeği olan ağabey Adem... Bu aile tablosu içerisinde Aziz, "Ben buraya mı aitim?" sorusuyla didinip duran, sevilmeyi ve fark edilmeyi bekleyen yaralı bir çocuktur. ​ Aziz’in hikâyesi bir çocukluk küskünlüğüyle yön değiştirir. Erzurum’un dondurucu soğuğunda, aranmayı bekleyerek eve gitmediği o gün, aslında hayatı boyunca sürecek olan aidiyet arayışının ilk büyük adımıdır. Bu bekleyişin karşılık bulmaması, onu önce Sarılık Tekkesi’nde Hasan Dede ile tanıştırır, ardından yolu Melamilik Dergâhı’na ve Hilmi Baba’ya uzanır. ​ Hilmi Baba’nın Aziz üzerindeki etkisi, geleneksel bir eğitimden ziyade bir ruh inşasıdır. Hilmi Baba’nın şu sözü, Aziz’in aynaya baktığında kendisini görmesine vesile olan o kritik eşiği temsil eder: ​"Azizcan, Allah seni niye yarattı biliyor musun? Kendisi ile nefes alasın diye. Muhatap tuttu kendisine. Evliya nutuklarına da bu yüzden nefes denir. Ancak onun ünsiyetiyle hayat bulur çünkü." ​Aziz nefsini terbiye etmeye çalışırken, okur da onunla birlikte kendi iç dünyasını sorgulamaya başlar. Aziz’i
Kıyamet Emeklisi - 1. CiltŞule Gürbüz · İletişim Yayınları · 20221,021 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·224 syf.··
2026 15. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 02:15
...öyledir gitti zannedilir ama oradadır, nasihate devam eder. Melamilik, namaz, faiz, muhabbet, öfke, aile... hakkında nasihatler etti. Çokça hamd, çokça.
Müslümanlık İnce İnsanlıktırÖmer Tuğrul İnançer · Sufi Kitap · 2025123 okunma
9/10
·160 syf.··
2025 30. kitabı
2025 bitmeden okuduğum son kitap. Öyle büyük bir heyecanla okudum ki enfes bir hikaye. Yazar çok büyük bir incelikle hikayedeki bütün detayları tek tek işlemiş. Mesela kurgu olan aynalı ejder tarikatından bahsederken hurufilik, hallaciye, melamilik vb. bilinen bilinmeyen tarikatlardan da bahsetmiş. *Kitabın başında kullanılan epigraf bile hikayeyi tanımlıyor adeta "Onların düşünceleri, akıl edecekleri kalpleri olsun..." Hac suresi 46.ayet devamı işe şöyle "Gerçek şu ki kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir." Hikayede bahsedilen Aynalı Ejderler tapınaklarda derin düşüncelere dalıp kendilerini kör ediyorlardı. * Hikayenin sonlarına doğru diğer bölümlerde hep ressam olarak gördüğümüz kişi artık bir yazara dönüşüyor ve şu sözler dökülüyor ağzından "Ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim. Kelimeleri bilinmem için yan yana dizdim." Önce, şimdi, sonra ile birbirine bağlanmış 3 ayrı kişinin hikayesini bir ejderin izinde ve şahitliğinde okuyoruz. *Geçmişte; bir celladın bir ejderha kolyesinin peşine takılıp kendilerine "Aynalı Ejder" diyen bir tarikatla tanışmasına ve ona katılmasına şahitlik ediyoruz. * Şimdide; yarı deli bir yazar/ressamın gördüğü ejder rüyasından sonra hep ejder çizmeye başlamasına ve akıl hastanesindeki cinayetine şahitlik ediyoruz. *Gelecekte; Dedektif Sair'in bir yazarın öldürülmesiyle haberdar olduğu Aynalı Ejder tarikatının peşine takılışına ve ona katılmasına şahitlik ediyoruz.
Fevkalbeşer Sair Bey ve SuskunluğuÖmer İzgeç · İthaki Yayınları · 202385 okunma
Beş Şehir Kitap Tahlili
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 09:47
Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar Beş Şehir adlı kitabında İstanbul'a madde ve mana olmak üzere iki yönden bakmıştır. MADDE: " Tarih, mimari,peyzaj, ticaret hayatı, yaşam,sanat, şehrin görünümü, İstanbul'dan insan manzaraları, semtlere bakış, eğlence hayatı v.b. " Tarih: Yazar, tarihi kullanarak İstanbul'daki değişimi, insanların değişimini hatta İstanbul ile başka şehirlerle arasında ilişki kurmada kullanmıştır. Örnek: " Birinci Dünya Harbi'nden sonraki Fransız nesrinde hemen on yıl önceki Paris'in hasreti belli başlı bir temadır. İstanbul böyle değişmedi, 1908 ile 1923 arasındaki on beş yıl o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe, birbiri üstüne bir yığın küçük, büyük yangın, malî buhranlar, imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durdurduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'de olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. " Mimari: İstanbul'un eski halini ve şimdiki halini karşılaştırırken eski mimari ile yeni mimari hakkında bilgi vermektedir. Mimarinin yanında kullanılan eşyalardan da bahsetmiştir. Örnek: " İstanbul'un asıl iç manzarasını şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı. " Örnek: " Çocukluğunda, İstanbul'un hemen her evinde, saat başlarında, ' Entarisi ala benziyor' u, yahut ' Üsküdar 'dan geçer iken' çalan masa saatleri vardı." İstanbul'dan İnsan Manzaraları: Yazar, İstanbul'daki sokaklarda insanların yaşamını incelemiştir. Örnek: " Satıcı sesleri bunlardan biriydi. Eski İstanbul mahallelerinde bu sesler bütün bir günü baştanbaşa idare eder, saatlerin rengini verirdi." Eğlence Hayatı: Eski İstanbul ile yaşadığı İstanbul'un eğlence anlayışını karşılaştırmıştır. Örnek: " Şehirde yeni
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202414,3bin okunma
Kendi dilini yaratan roman faciası
4/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 09:15
Çerezlik bir dönem romanı. Biraz aşk, biraz ihanet üstüne dönemin siyasi olaylarından sos ile servis edilmiş. İşin garip tarafı arka kapağında “Bu romanı benzersiz kılan, kendi dilini yaratmış olması yanında yakın tarihimizin gölgede kalmış pek çok olayına ışık tutarken kurmacayı müthiş bir ustalıkla gerçeklerle yoğurmuş olması.” deniyor. Madem böyle iddialı ve döneme dair bir şey yazacaksınız illa birilerinden görüş almanız gerektiğini bir kere daha ortaya koyuyor bu kitap. Kitabın oluşturduğu yazım hataları ve kurgu hataları için Adam Sanat'a bakacak olursak; Romanın en önemli karakterlerinden, Haliç kıyısındaki bir Rufaî tekkesinin şeyhi olan Yusuf Efendi ve Rufaîlikle ilgili olarak anlatılanları ele almakla başlayalım. Tekkede ayin icra edilen mekânın adı bazen “divanhane” (s.12), bazen de “zikir salonu”dur (s.100). Gerçekte ikisi de değildir. Bütün esma tarikatlarında, yani temel ritüeli zikir, yani Allahın adının tekrarlanması olan tarikatlarda olduğu gibi tevhidhanedir. Divanhane terimi yalnızca yalı, konak gibi büyük konutların selâmlık bölümlerindeki misafirlerin kabul edildiği en büyük oda için kullanılır. “Zikir salonu” hakkında fazla söze gerek yok. Tarikatlar konusuna yabancı biri bile bu topraklardaki kökleri Selçuklu dönemine giden dinî bir kavramın salon gibi o devirde Türkçedeki geçmişi 50 yılı bulmayan Frenkçe bir kelimeyle anılamayacağını tahmin edebilir. Şeyhin “siyah bir külâhı” vardır (s.12). Bir Rufaî şeyhinin başlığı asla bir külâh olamaz. Bir Rufaî şeyhinin başında üst kısmı içi pamuk doldurularak takviye edilmiş bir takke (ki buna Rufaî tâcı denir) vardır. Bunun üzerine de siyah sarık (destar) sarılmıştır. Tarikat terminolojisinde başlığın tamamına da “tac” denir. İllâ başlığa günlük dilde bir karşılık bulunmak isteniyorsa sarık denmelidir;
Kılıç Yarası GibiAhmet Altan · Everest Yayınları · 20252,816 okunma