Yemen'de adaletli bir melik,
Tübba Düru deyû biri.
Hastalık gelince bile "Allah" der sabreder,
Halkının dilinde Eyyûb diye nam eder.
Bir gün demiş dokuz vezirine kalkın gidelim Kudüs'le Mekke'ye,
Hem İsa dinini öğrenmek hem Mekke'yi tavafa duralım diye.
Almış asker ile vezirini varmış Mekke-i Mükerreme,
Bir de görmüş ki kendisine sunulan ne izzet ne ikram imiş.
Melik Tübba buna içten içe bilenmiş,
Bu yurdu başlarına virane ederim, demiş.
Veziri Semul Tübba'ya, hele dur Melik demiş,
Ola ki bu topraklara, iki cihan serveri gelir de durur demiş.
Melik Tübba'nın veziri Semul'ün yedi veya on iki göbek soyundan gelen Zeyd isimli torununun bir oğlu olmuş. Adını Halid koymuşlar. Halid 2. Akabe Biatı'nda Hz. Muhammed'e bağlılığını bildirerek canı pahasına da olsa onu koruyacağına yemnetmiş. Halid'in bir oğlu olunca oğluna, büyük büyük dedesi Semul'e Yesrib'de kalmasına imkân tanıyan Melik Tübba Düru'nun lakabı olan Eyyûb ismini vermiş. Yesrib halkı Halid'e, Eyyûb'ün babası anlamına gelen "Ebû Eyyûb" demişler. Mekke'den Yesrib'e (Medine) hicret eden muhacirlere ensar olmasından mütevellit Halid, "Ebû Eyyûb El-Ensarî" diye nam salmış.
Ebû Eyyûb El-Ensari... Peygamberin mihmandarı.
Mekke'deki zulmün arttığı, Müslümanların dinlerini yaşamak için vatanlarından hicret ettiği zor zamanların bir gününde, sıra Peygamber Efendimiz'e (sav) ve onun yakın dostu Hz. Ebubekir'e gelmiş. 8 günlük yolculuk sonunda Yesrib'e ulaşmışlar. Yesrib halkı Peygamberi büyük bir sevinçle karşılamış. Herkes onu kendi evinde ağırlamak için bir yarıştır tutturmuş. Peygamberimiz devesi Kasva'nın kendisini götüreceği evde konaklayacağını söylemiş. Kasva, yularından biri tutuyor da yön veriyormuş gibi bir süre ilerlemiş. Gitmiş gitmiş de Ebû Eyyûb El-Ensari'nin evi önünde bir anda durmuş. Peygamberimiz