Atatürk camiden ayrılır ayrılmaz “Çok alçak bir adam! Çok mel’un! Millet,memleket mahvoluyor. O yalnızca kendini düşünüyor. E yakında görüşeceğiz.” cümlesiyle millet ve memleketin Vahdettin’den intikamını alacağını söylüyordu.
Meclis açıldıktan sonra Tanin başyazarı ve İstanbul milletvekili Hüseyin Cahid Bey bir takrir vererek Sadrazam Kamil Pasa'yı 30 Aralık 1908'de iç ve dış meseleler hakkında umumi bir sorguya çekti. Paşa Meclis'in hoşuna gider cevaplar verdi ve şiddetle alkışlandı. Büyük bir çoğunlukla güvenoyu aldı. Devrin en nüfuzlu adamlarından biri olan ve ifrat cereyanları nı idare eden Hüseyin Cahid 'in bozguna uğraması pek çoklarının hoşuna gitti. Meclis'ten gazeteye gelince, Babıali etrafında genişçe bir halk topluluğu bulunduğunu ve Kamil Paşa'nın meclis dönüşünü beklediklerini gördüm. Yeni Gazete' nin binası Babıali 'nin tam karşısında idi. Derhal Babıali 'ye gittim.Sadaret odasının kapısına Babıali memurları tarafından Kocaman bir yafta asılmıştı. Üzerinde şu sözler vardı. "Yaşasın metin, mekin Sadrazamımız Kamil Paşa..." Paşa gelince binanın içinde ve dışında alkışlar koptu. Bunların tesiri altında gazeteye gittim. Küçük odama kapandım. Meclis'in sevk ve idareyi ele aldığına, anarşinin ve keyfi müdahalelerin böylece sonu geleceğine, sorgu esasında Mecliste görülen fikir istiklâlinin yarının hesabına iyi bir bir müjde olduğuna dair coşkun bir başyazı yazdım.
Aldandığım pek çabuk belli oldu. Hüseyin Cahid mağlup düşmeyi kabul etmezdi. Az zaman sonra Girit meselesine dair bir soru ile ortaya çıktı. Bu arada Kamil Paşa, bütün hoşnutsuzluk kuvvetlerini temsil ettiğine ve İngiltere'den himaye gördüğüne güvenerek İttihat ve Terakki 'ye karşı dolu dizgin bir harekete geçmişti. İlk işi kabinedeki ittihat ve Terakki taraftarı nazırları çıkarmak oldu. Bundan sonra Rumeli'den gelen ve İttihat Terakki'yi tuttuğu sanılan Avcı Taburlar'nı uzaklaştırmak için harekete geçti. Buna karşı İttihat ve Terakki kara ve denizde askeri nümayisler yaptı. Bunların baskısı altında Meclis'te Kamil Paşa
Mutsuzum, e ne olmuş öyleyse? Başkaları da öyle değil mi? Bu lanetli ve melun yüzyılda, mutluluk, suçluluk duygusu veren, ender bulunur bir nimet aslında.
**Mukaddes topraklarımızı çiğneyerek Ankara'ya girmek ve memleketin bağımsızlığının fedakâr muhafızı olan ordumuzu imha etmek isteyen Yunan ordusu, yirmi bir gün devam eden pek kanlı muharebelerden sonra Allah'ın yardımıyla mağlup edilmiştir. Ordumuzun karşı taarruza geçmesi üzerine geri çekilmek suretiyle kahraman Türk askerinin süngülerinden kurtulmak isteyen düşman ordusuna geri çekilme sırasında aman verilmemiş ve mühim kuvvetleri Sakarya'nın doğusunda imha olunmuştur. Sakarya'dan geçerek şaşkın ve düzensiz olarak batıya yönelen kısımlarının dahi arkasını bırakmayarak masum Türk milletinin hayat ve bağımsızlığına canavarca tecavüz edenlere hak ettikleri cezayı vermek için ordumuz sönmez bir azim ve kahramanlıkla vazifesini ifaya devam etmektedir. İstanbul'da [Sayfa 210] o zaman kendisine Türk hükümeti adını veren ve fakat yabancılara hoş görünmek gayretiyle Türk milletinin en mukaddes menfaatlerini ayaklar altına alan ve vatan sevgisinden mahrum bir takım devlet adamlarının canice müsamahasından istifade ederek İzmir'e çıkan düşman bundan evvel dahi İnönü'de ve Dumlupınar'da Türk azim ve imanı karşısında yenilmiş ve yok edilmişti. Ancak bu derslerden ibret almayan ve hiçbir hakkı yokken mübarek vatanımıza tecavüz etmekte ısrar eden Yunanlılar bu defa Kral Kostantin'in saltanat hırsını tatmin için memleketlerinin bütün kaynaklarını açılar. Ve para, asker, malzeme hususunda hiçbir fedakârlıktan çekinmeyerek aylarca hazırlandılar. Ayrıca Doğu'daki siyasi çıkarlarını muhafaza etmek için masum kanların dökülmesini arzu eden bazı yabancı dostlarının gizli ve açık yardımlarına, teşviklerine dayandılar. Bu suretle vücuda getirdikleri düzenli ve donanımlı büyük bir ordu ile pervasızca Anadolu içlerine saldırdılar. Düşünmediler ki; Türkler'in vatan sevgisi ile dolu olan
Sayfa 469 - Anıtkabir Derneği Yayınları - Cilt XXIV.·Kitabı okudu
- Biz ki, ibadet ederiz, doğrudur. Melekler de ibadet eder, hem de daha fazla. Bizim gibi uyumazlar, yemez içmezler. Her an kulluktalar. Ama biz onları geçeriz. Bunu bilmezsin sen, dedim şeytana. Bilmezsin melekleri geçişimizdeki kulluk sırrını. Melekler ibadetlerle Allah'a ulaşırlar. Bizim yaşadı-ğımız bir kulluğu asla yaşayamazlar. Acılar, sıkıntılar, dertler, gözyaşları... Yürek yanmaları çaresiz kalıp o kapıya yöneliş. O zaman hissediş aczi ve fakrı. Melek hisseder mi acizliği, fakrı, çaresiz kalmayı? Meleğin, Rabbine sunulmuş bizim gibi gözyaşları var mıdır? Meleğin evlat sevgisini kalbinde hissedişi var mıdır? Ya İbrahim'e muhabbetim gibi bir sevgiyi hiç bilebilir mi bir melek? İbrahim'e duyduğum hasreti, özlemi yaşamış mıdır hiçbir melek?
Hiç gurbete düşmüş melek gördün mü? "Garip melekler" diye bir melek sıfatı olmuş mu? Melek bilir mi "yalnızlık" nice bir sırdır?
Bu hisler Rabbimize ulaşmaya bizim için hep bir basamak olur.
Şeytanın arkasından baktım. Şaşırmıştı. Arkasından bağırdım:
- Ey melun! Dertler olmadan kulluk olacağını düşündürmeye çalışırsın insanları. Dertsiz yaşamayı, kedersiz olmayı hep insanlara sen öğütlersin. Çünkü melekleri geçiren kulluk sırrımızı bizden almaya çalışırsın.
Sen insanları dünyaya kurban ettirirsin. Ne sen, ne de dünyaya kurban olup çocuklarını dünya için kurban edenler. İbrahim'in oğlunu Allah'a kurban etmesini anlayamayacak.
Hem de hiçbir zaman..
Sinek-nâme
Sana bir kıssa diyeyim dinle sen
Ben rivayet edeyim de anla sen
Yıllar yıllar önce bir zaman idi
Zalim bir hükümdar hükümran idi
Namı Nemrut idi onun pür-kusur
Âleme vermezdi asla hiç huzur
Dünyada ona verilen bu devlet
Kimseye verilmedi bunca mühlet
Ama mülküne mağrur oldu zalim
Haddi aşıp dedi ki ilah benim
Hükümdar tacı giymiş de şahım der
Hem puta tapar hem de ilahım der
Kıtlık olsa halk saraya gelirdi
Her biri Nemrut’tan yardım dilerdi
Nemrut, yüksekçe bir yere çıkardı
Buradan halka kibirle bakardı
Sen ilahsın diyeni taç ederdi
Kabul etmeyene bakmaz giderdi
Bunca servet, tüm dünyaya yetecek
İnanmazdı bir sinekle bitecek
Nemrut tüm cehalet ve inadıyla
Bütün dünya titriyordu adıyla
Kim bilirdi bu gurur abidesi
Devrilecek sineğin kanadıyla