Spoiler olabilir siz yine de bir okuyun da gelin.
Yine Stefan Zweig yine tek atımlık ama sindirmesi zor,düşünce bağırsağında emilmesi daha da zor bir başyapıt. Ama dikkat çekilmesi gereken nokta bu kitabın aslında Zweig'in kaleminden çıkmamış olduğudur. Ayrıntılı bilgiyi inceleme altındaki yorumda vereceğim. :)
Bir an için çok çok aç olduğunuzu düşünün, yıllardır bir şeyler tüketmişsiniz ama hiçbir şey yememişsiniz, arayış içindesiniz ve sonra çok lezzetli ama küçücük bir tatlı(hadi baklava olsun) atmışsınız ağzınıza, bitmesin diye hareketsiz bekliyorsunuz ama eriyor, tükeniyor sonunda. İşte kitap bitince uzun zamandır hissetmediğim bu hissi tattım tekrardan. İşte dedim, incelemeye değer bir kitap.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde bir tükenmişliğe doğru ilerleriz, yaşamın anlamsızlığı bir yana bizim yüklediğimiz, gerçek olmasını umduğumuz, hayat dağına tırmanırken kullandığımız kamamız olan anlamımız elimizden kayıp terk eder bizleri.
Duygusal bir donukluk sendromuna tutuluruz, bazısı için her şeyi yapacak parasının olmasıdır sebep; bazısı içinse hiçbir şeye sahip olamamanın acısıdır. İntihar düşüncesi de geçer zihnimizden, sanki varlığını yok olarak kanıtlamak mümkünmüş gibi.
İşte bunun son bulduğu, zamandaki bir kopma noktası vardır, Zweig buna olağanüstü bir gece demiş. Hepimizin böyle bir gecesi vardır (ya da olacaktır) kim bilir. O andan sonra başka biri oluruz,hayatımızın geri kalanında o gecenin izini taşırız. Eğer o bilet ayağımızın dibine düşmese o gece belki de hiç gerçekleşmeyecekken, kaderimiz üzerindeki etkimizin bir yanılsamadan ibaret olduğu daha iyi nasıl suratımıza çarpılabilir ki?
Yalnızlığın insan ruhunda uyandırdığı dalgalanmaları bu kadar güzel ortaya koymak, betimlemeler ve karakter analizlerindeki derinlik kendisinin bir Freud hayranı
"hayatta her insanın kendini gregor samsa gibi hissettiği zamanları olmuştur"
kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu hikaye. fiziki bir değişiklikten yola çıkarak, belki de duygu dünyamızda bunun binlerce katı ters değişiklikleri ne kadarda doğal karşıladığımızı yüzümüze vurur. düşünülenin aksine değişen gregor samsa değil, ailesi ve çevresindekilerdir bana göre.
yazarın tam olarak ne anlattığından çok sizin ne anladığınıza bağlı bir kitap.hayatınızın her döneminde, her her okuyuşunuzda, yeni bir şey bulursunuz içinde, hayatınızdaki her dönüm noktasında, ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye, her dönemde bir şeyler katar bu kitap size. hep kendinizden bir parça bulursunuz.
bir insanın böceğe dönüşmesiyle bir böceğin insana dönüşmesi arasındaki ayrımı düşündürür ilk başta.
sistemin çarklarından biri olursan, yaşarsın. Ama özgürlüğünü, sistemin belirlediği sınırlar dahilinde yaşamak zorundasındır. eğer çarktan ayrılmayı seçersen asıl özgürlüğü yakalamışsın demektir. ama bu sefer de toplum tarafından dışlanırsın. insanlar, onlara yük olduğunu sana hissettirmekten kaçınmazlar. psikolojin dağılır, yalnızlaşırsın ve sonunda ölürsün. en acısı da, kimse pek üzülmemiştir ölümüne. kurtulmuşlardır senden çünkü…
insanlara faydan dokunuyorsa onların herhangi bir ihtiyacını karşılıyorsan, sevilirsin, sayılırsın. eğer bir faydan dokunmuyorsa ve hatta zararın dokunuyorsa insanlar tarafından yavaş yavaş dışlanırsın. ilişki bu duruma geldiğinde artık onların umrunda olmuyorsun ve gözlerinde bir böcek olarak görünüyorsun sadece.
bunu hayatınıza da uygulayabilirsiniz. siz insanlara iyilik yapsanız da bu iyiliği kestiğiniz vakit karşı tarafın takındığı tavrın bir anda nasıl değiştiğini görebilirsiniz rahatlıkla. iyilik artık mesuliyete dönüşür…