Onu ilk gördüğünde, içinde bir çeşit, öfkeli bir kıskançlığın, bu insanın sürdürdüğü tasasız yaşama biçimine karşı bir kıskançlığın yükseldiğini hatırladı.
Bakışı kadının gözlerinin kahverengi derinliklerine yakalanmış, bu derinliklerde yumuşak, kahverengi bir bataklıktaymışçasına gömülecek gibi oluyordu; bir an gözlerini kapaması gerekti yeniden çıkabilmesi, hafifçe öksürüp sesini yeniden bulabilmesi için.
Müşteriler, tablolarda ön plana canlılık katmak için konan figürler gibi görürlerdi onu, kişi olarak değil. Süpermarkette, sokakta, otobüste (Ne zaman biniyordu ki otobüse!) sıradanlığı, öbür insanların bir kitle oluşuyla sağlanmış oluyordu.
Hiç utanma bilmeyen bir dışadönüklüğü, dehşet verici bir açıklığı olan bu göz; ama aynı zamanda çekingen bir sinsilik vardı gözde; gene aynı zamanda ne açık ne sinsi, yalnızca bir fotoğraf makinesinin, dışındaki bütün ışığı yutan, ama içinden tek bir ışın yansıtmayan objektifi gibi cansız bir görünüm alıyordu.