Bir zamanlar, küçük bir çocuğun kalbinde kurulmuştu o fırın. Ne taş duvarlara, ne demir bacalara ihtiyaç vardı. Sıcaktı çünkü içi sevgiyle, sabırla ve binbir emekle yanıyordu. Her ekmek, her çörek, her simit; bir yaşanmışlığın, bir düşün ve bazen de bir kırgınlığın hamurundan yoğrulmuştu. Kalbiyle yoğurduğu, hayalleriyle mayaladığı, sevgisiyle kızarttığı o ekmekler.Her biri birilerine umut, birilerine huzur, birilerine sadece ben buradayım diyebilmeye yetiyordu.
Yıllar geçti. Fırın büyüdü, ekmekler çoğaldı. Kimi kuru kaldı, kimi taş gibi sert, ama bir şekilde hepsi paylaşılmak üzere pişirildi. Ta ki bir sabaha kadar🔥
O sabah, duman kokusuyla uyandı. Yanıyordu. Sadece fırın değil, geçmişi, hayalleri, verdiği emek, kattığı bal, sürdüğü sevgi, hepsi. Alevler, çocukken oynadığı avludan başlayıp kalbinin en derin odalarına kadar ulaşmıştı. Kurtarılacak bir şey yoktu artık. Fırın yanmış,tüm emekler buhar, ekmekler de kül olmuştu.
Bir köşeye oturdu, sustu. İçinde hâlâ sıcaklığı hissedilen, ama artık ekmek vermeyen bir fırının başında, kendine şöyle dedi: 🔥Yanmak güzeldir. Isıtır, değiştirir, dönüştürür. Ama yakılmak, işte en büyük meseledir yakılmak sadece hüzün bırakır geriye bir avuç gözyaşı ile.🔥
İşte o günden sonra, kalbinden çıkan ekmeklerin yerini küller aldı. O küllerde hâlâ biraz bal, biraz sevgi kalmış olabilirdi ama artık kimse gelmeyecekti yanmış bir fırının kalıntılarında kendine ait olanı almaya... Ve o bir daha kimseye yanmamak üzere kapadı kalbinin tüm kapılarını.