Yağmur yeni dinmişti. Zeynep, balkonda demlediği çayın buharına üfleyip pencereden sokağı izlerken, karşı apartmanın balkonunda bir hareketlilik fark etti. Yeni taşınan komşusu, kocaman bir saksıya özenle çiçek dikiyordu. Adam, toprağa bir şeyler mırıldanıp gülümsedi.
Zeynep merakla balkona çıktı. "Hoş geldiniz!" diye seslendi. Adam başını kaldırdı, elindeki küreği bırakıp "Teşekkürler!" dedi. "Biraz dağınık görünebilirim, ama bu kadarcık toprak bile insanı mutlu ediyor."
O akşam, Zeynep kapısını çaldığında elinde iki fincan sıcak çay ve bir kutu baklava vardı. "Komşuluk hatırına," dedi. Birlikte balkonda, yağmurdan sonra beliren gökkuşağını izlediler. Adam, "Bakın," dedi, "çiçekler de gökkuşağına bakıyor." Zeynep güldü: "Belki de onlar da bizim gibi sohbet ediyordur."
Ertesi sabah, Zeynep’in kapısının önünde minik bir saksı duruyordu. İçinde mor bir menekşe ve bir not: "Çayınızı içerken yalnız kalmayın diye."
O günden sonra her akşam, iki balkon arasında çaylar demlendi, kahkahalar gökyüzüne karıştı. Ve o küçük menekşe, bir gün Zeynep’in balkonunda gökkuşağına bakarken, yanına bir arkadaş daha ekledi: Kırmızı bir gül.
🌼 Not: Bazen en güzel hikayeler, rastgele bir "merhaba"nın içinde saklıdır.