Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Romanın son sayfasına geldiğimde aklıma nerede, ne zaman okuduğumu hatırlamadığım bir alıntı düştü. Alıntıda diyor ki: "Hiç kimse bakıp da görmeyenler kadar kör değildir." Niçin son sayfada gözümün önüne geldiğini bilmediğim bu anlamlı söz, üç yüz sayfalık bir romanın özeti gibi geldi o an. Kafamın içini pek çok kez bir aforizmalar tapınağı olarak tanımlayan ben için çok da şaşılacak bir durum değil belki. Yerli yersiz anlarda akla gelen bir cümlenin bile insanı hayal aleminde kuşaktan kuşağa götürebildiğine çoğu kez şahit olmuşumdur. Bu o anlardan yalnızca biriydi. Ancak biraz kaotik biraz travmatikti.
Muhtevası derin olduğunu düşündüğüm bir meseledir görebilmek. Roman itibarıyla bulunduğumuz yere, bir insana, eşyaya ya da bir otoriteye karşı körleşmek. Üzerine ciltler yazılacak, felsefesinden sosyolojisine kadar türlü gerekçeler sunulacak derin bir mesele. Bu yüzden romanın bende bıraktığı izler neticesinde kendimi yerine koyduğum karakterler, başka bir zamanımda travma etkisi yaratacak cinstendi. Özellikle bir karakterden çok bir grup insanın yerinde olduğumu, içlerinden hangisine yakın hangisine uzak kalabileceğimi belirtmem çok zor. Çünkü insanlığın doğumundan şu ana dek taşıdığı, içinde biriktirdiği ya da gizlediği her türlü hissi, yaşamak için alacağı türlü riski ve çıkarı hepimizde gördüm. Her birimiz büyük bir nefretle okuduğumuz, kimi yerlerinde tiksintiyle başımızı çevirdiğimiz bu karakterlerin bir parçasını içimizde taşıyarak yaşarız. Bunu kabullenmek zor geliyor mu? O halde birbirinden ayrı ve çok basit örnekleri baz alalım: Hayatımız pahasına da olsa korkumuzun üzerine gidebilmek için birinin canını yakabilir miyiz? Arzularımız, bulunduğumuz konumu, insanları umursamayacak hangi seviyeye kadar çıkabilir? Yemek yemek kadar basit bir eylem için