Hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında, sonunu değil sonucunu bulur: Ölüm
yaşamın sonucudur - kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
sokak kapısını
içeriden kilitler (evde
senden başka kimse
yoktur), anahtarı
pencereden dışarı atarsın.
Sonra, kitaplıktan en
sevdiğin üç kitap seçer,
alır, çalışma masanın
üstüne koyar, iskemleye
oturur, gözlüklerini
takarsın.
Şimdi okuyup yazmaya
hazırsın.
aşkın hiçbir zorlukla karşılaşmadan doyurulduğu dönemlerde aşk değersiz, yaşam boş olmuş ve olmazsa olmaz duygusal değerleri yeniden sağlamak amacıyla güçlü tepki oluşturmalar gerekmiştir.
Toplumun en üst tabakalarına mensup erkeklerde sık gözlemlenen, daha alt sınıftan bir kadını metres veya hatta eş olarak seçmeleri de alçaltılmış cinsel nesneye olan ihtiyacın sonucundan başka bir şey değildir muhtemelen; o nesne psikolojik olarak tam doyum olanağıyla ilişkilidir.
çünkü doğma eyleminin kendisi tehlikedir; o tehlikeden annenin çabasıyla kurtulmuştur. Doğmak ilk hayati tehlike olduğu kadar, korku duymamıza yol açan sonraki bütün tehlikelerin ilk örneğidir ve doğumu yaşantılamak muhtemelen bizde korku dediğimiz duygulanım ifadesini bırakmıştır.