“(…) Sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim… Yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. Yalnızca bir arkadaş, bir kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen… Yanında sonsuz şımarabileceğim mi hala kaybetmekten korkmayacağım tek kişi… Yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem dedem, belki hiç doğmayacak oğlum… sonra daimi hayranım ve tabii dokunulmamış sevgilim… sen benim masumiyetimsin Tuna… Benim en yakınımsın! Aslında belki öbür yarımsın? (…)”
“(…) Tony, özgür iradenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Belki çocukluğunda biliyordu da sonradan unutmuştu. Çok hoş bir duygu olmalıydı. Bir fincan kahvenin ya da bir kadeh romun tadı başka gelirdi herhalde insan özgür iradesiyle hareket edebildiğinde Trojillo’nun otuz bir yıldır zorla bütün Dominiklilerin elinden aldığı bu “özgür irade”ye sahip olunduğunda sigaranın dumanı, sıcak bir günde denize girmek, cumartesi günü sinemaya gitmek, radyoda çalınan merengue müziğini dinlemek bedende ve ruhta hoş bir tat bırakırdı kesin.”
“(…) Mustafa Kemal, Büyük Harp’e girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!
İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir.”
(...)Ama her gölge, sonuçta bir ışığın çocuğudur. Aydınlık ile karanlığı, savaş ile barışı, yükseliş ile çöküşü yaşamış olan bir kişi, hayatı gerçek anlamda yaşamış demektir.
“(...) İnsanın kaslarıyla ilgili olarak ihmal ettiği şeyler, sonradan telafi edilebilir. Buna karşın düşünsel olana yükselme ve ruhun içsel olarak onu yakalama güc, sadece o düşünsel şekillenmenin gerçekleştiği yıllarda geliştirilebilir; iç dünyasını genişletmeyi erken öğrenen kişi, daha sonra tüm dünyayı içine sığdırabilir.”