Herkese merhabalar.
Kitap kalabalık bir karakter kadrosu ile başladı. Kim kimdir, operada ne iş yapar, bir müddet bunlar birbirine karıştı. Esas karakterlerimiz de karşımıza biraz geç çıktığı için sıkıldım. Fakat bir yerden sonra kitap akıcı hale gelmeye başladı. Yazar başlarda fazla bir şekilde hikayeye dahil olup olaylara kanıtlar sunarken bir yerden sonra bizi karakterlerle başbaşa bıraktı ve benim için de kitap o zaman daha akıcı bir hale geldi.
Kitapta sürekli bir detay verme var, bunu okumamıza ne gerek vardı diye düşündüğüm birçok şeyin neden anlatıldığını sonradan kavramak hoşuma gitti. Yani diyebilirim ki anlatılanlar boş detaylar değil, anlamları var. Şimdi Tamamen Özgürüz'de de bu hisse kapılmıştım ve onda da tüm ayrıntıların bir yere bağlandığını görmek hoşuma gitmişti. Bu kitap için de aynı şeyi düşünüyorum.
Kitap, insanların bakmak istemeyeceği bir yüze sahip Eric'in, toplumdan soyutlanması ve hayran olunacak yetenekleriyle birlikte kendini insanlardan soyutlamasını anlatıyor. Sevmeye ve sevilmeye muhtaç biri Eric; hayattaki tek arzusu ise normal biri olabilmek.
Kitap bana hem gerilim hem üzüntü hem acıma hem de korku duygularını yaşattı. Kitabın kapak arkası yazılarından daha fazla şey içerdiğini düşünüyorum. Bunu da yazarın, kitabın son sayfalarıyla güzel bir şekilde aktardığını düşünüyorum. Okuduğunuzda siz de göreceksiniz. Olaya basit bir aşk ya da gerilim hikayesi olarak bakmamak gerekiyor.
Bu kitaptan sonra Palais Garnier'i - olayların geçtiği opera binasını- gezmeyi de çok isterdim. Belki bir gün diyelim. Yazarın opera binasından ve hakkında duyduklarından etkilenip bu kitabı yazdığını da ekleyeyim. Opera binasının altında bir yeraltı gölü bulunduğunu biliyor muydunuz? Kitabı okuyanlar anladı bile. ️
Ben kitabı beğendim, okumanızı tavsiye