Jack London’ın Martin Eden kitabını okudum bundan önce ve en sevdiğim iki kitaptan biri oldu. Diğer kitaplarını seveceğimi biliyordum. Şimdi kitaba geçelim; Newyork şehrinde, dünyanın bazı dönemlerinde farklı mikropların halk arasında salgın yaptığı gibi bir salgın başlıyor. Salgın o kadar güçlü ki ilk belirti, insanların yüzlerinde bir kızıllık başlamasıyla insanlar saatler içinde ölebiliyor, öldükten sonra bile etleri saatler içinde çürüyor. Yazar çok güzel betimlemiş ki, yakın zamandada koronavirüs salgını yaşadığımız için insan biraz daha hissedebiliyor yaşananları.Tabi kitapta virüs çok daha öldürücü ki uygarlığı yok edecek, insanlığı yer yüzünden silebilecek kadar. Salgının insanların içindeki medeniyeti nasıl yok ettiğini, insanların artık bireysel olduğu, toplumun ve düzenin alt üst olduğunu bize anlatıyor. Adete bir film izler gibi okudum. Salgından kurtulan dede Smith’in salgından önceki ve sonraki hayatı trajik bir şekilde anlatılıyor. Smith eski uygarlığını medeniyetini özlüyor ve kitapta eski dünya ve salgından sonraki yeni dünya arasındaki farki gözler önüne seriyor. İnsanlık başladığı yerdedir artık, her gün gelişen medeniyet ve insanlık artık yok olmuştur. Ben çok etkilendim açıkçası kitap ince olsada derinliği fazla mutlaka okuyun derim. İyi okumalar, kitapla kalın :)