Merve oflaz

Merve oflaz
@merveefll
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş, Gör ne var maverada ibrethiz"
Zalim baba aptal oğlunun ormana götürülüp öldürülmesini emretmiş,ama cellat çocuğa acıyıp öldürmemiş,bir geyiğin kalbini çocuğun kalbi diye babasına getirmiş,çocuk ormanda köpeklerle ve kurbağalarla ve kuşlarla konuşurmuş,sonunda kumrular onun kulağına komünyon âyininin kelamlarını fısıldamışlar,tespih dualarını defalarca yinelemişler,ben de başka bir yerde senin kulağına fısıldıyorum,kelamlar fısıldıyorum,dizlerinin arkası ve dirseklerinin içi ve üst dudağının üstündeki çukur hakkında benden sana kelamlar fısıldıyorum, artık uzaklarda olsan da benden sana kelamlar.Sana okuduğum masaldaki kuşlar gibi fısıldıyorum,bana sahip olduğun odada tespih duaları okuyorum.Duaların bölümleri hep aynı,ama değişken, sürekli hareket halinde, üstümde yatarken loş ışıkta yüzünün gülümsemeden ciddiyete dönüşen ifadesi gibi belli belirsiz değişiyor.Ben de senin okunacak, yazılacak bir hikayen olsun diye dua ediyorum.Hikayeler de, masallar da bize miras,durumlar, koşullar, yüzler, yürekler,idrar keseleri, zayıf ve yaralı kalpler de bize miras.Kalbinin çevresi suyla kaplı, boğuluyor,hasta kalp,kalp hasta, hasarlı, yaralı organ, kalbin bazen öyle hızlı çarpıyor ki, yavaşlatmak için, düzeltmek,ritmik hale getirmek için ilaç içiyorsun,başka konularda olduğu gibi aklına estikçe değil,hiç savsaklamadan alıyorsun ilaçlarını.Ay, kendi ışığı olmasa da ödünç aldığı dönemsel ışığıyla sonsuza dek senin de üzerinde parlasın diye, yaşlı erkekler ölünce tepelerine ayın asıldığı bir yatakta geçen hikayen olsun diye dua ediyorum.Işığını ödünç alan, çalan büyükten küçüğe dönüşüp değişen ayı alacağım.Kışın bir bulut ardından görünen incecik ve güçsüz, dünyanın en küçük ayı, işte benim seçtiğim mehtap manzarası.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Doruğuna ulaşmış bu esriklik hali yalnızca,yetersizlikler nedeniyle tüm çoraklığıyla çırılçıplak gözler önüne serilene kadar her şeyinden soyunmuş, ancak mutluluğun meydan okuması karşısında iradesiyle özgür kalan bir bedende ışıl ışıl parlayabilir
Ah şu insanlık...Asırlardan beri içimizde yaşadıkları,hamurumuza karıştıkları için midir nedir bazı vehimlerimizi beynimizden,kalbimizden tamamıyla söküp atamıyoruz.Ölmüş gibi görünüyorlar...Fakat yine yorgunluk, düşkünlük zamanımızı buldukları gibi tekrar dalımıza biniyorlar...
Niye aşk dediğin böylesine yıpratıcı olmalı?Uğrunda sürekli kavga ettiğin,sürekli seni tehdit eden bir şey mi aşk dediğin?Pamuklu bir yorgan gibi yumuşacık,sıcak,aşina olamaz mı bir ilişki?Öylesi gerçek bir aşk değil de,bozuk,bayat bir şey mi?Hem ne kadar şiddetli olmalı ki aşk dediğin?Ölçüsü,sınırı nedir bu şiddetin?
Böylece,belki vaktinden önce,aşkın sırlarından kendi payına düşeni öğrenip yaşamıştı.Payına düştüğü kadarı da tatlılıktan çok bir burukluğu ve acılığı getirmişti beraberinde.Boş yakınmalar,özlem dolu anımsamalar ve pis pis düşünmelerle geçirilen günler,kalp çarpıntılarından ve bunalacak gibi olmalardan gözüne bir türlü uyku girmediği ya da kâbuslar içinde kıvrandığı geceler! Kanında sesini duyuran anlaşılmaz fokurtuların tüyler ürpertici efsanevi görüntülere,insanın vücuduna dolanan ölümcül kollara,kor gibi yakan bakışlarıyla hayali yaratıklara, baş döndürücü uçurumlara alev alev kocaman gözlere dönüştüğü düşler!