İnsanın en yüce düşmanı, kendisinin büyütüp beslediği korkularıydı. Bazen o korkuları besleyen ise sadece sevgi olurdu. Çok sevgi. Çünkü birini gereğinden fazla sevmek, onu kaybetmekten korkmayı da getirirdi.
"Bir kadının gerçekten yanında olmak istiyorsanız onun yüzündeki izleri makyajla kapatmak yerine o izlerin oluşmasını engellemeniz gerekiyor. Bir kadının gerçekten arkasında durmak istiyorsanız tehditleri alkışlamak ya da bunlara boyun eğmek yerine yılmadan fikirlerinizi, haklarınızı savunmanız gerekiyor. Bir kadını gerçekten desteklemek istiyorsanız cinsiyetlere değil, şahsiyetlere bakmanız gerekiyor."
Matmazel, bakın, deneyim sahibiyim, dünyayı tanıyorum; kendinize bir eğlence edininiz, her yolcuyu kendi öyküsünü anlatmaya çağırınız. İçlerinden, yaşama sık sık lånet etmeyen, kendi kendine çok kez insanların en mutsuzu olduğunu söylemeyen birini bulursanız, bacaklarımdan tutup baş aşağı atın denize beni!"
Dizlerinin üzerine çöken Insanı ilk önce zaaflarından vururlardı ki yeniden ayağa kalkmaya cesareti olmasın. Dizlerinin üzerinde duruyorsan bunun Itaat için değil, dinlenmek için olduğunu söylemek gerekirdi ve başı daima dik tutmalıydık. İnanmasalar bile håla direndiğimiz için başka bir zaafımızı bulmaya çalışırlardı çünkü tamamen yıkılış ya da daima dimdik duruş, hiçbir zaafın kalmadığında gerçekleşirdi.