Ulaşmak istediğim tek şey biraz huzur…
Ama her yol mayınlı, her adımda bir başka engel.
Ellerim bağlı, kollarım yorgun, bacaklarım kırık sanki.
Ve biz, minicik bir kasabada dev gibi sahte tanrılarla savaşıyoruz!
Her ağızdan zehir akıyor,
Bomboş zihinlerden saçılan sözler, kendilerini fikir sanıyor.
Sustukça büyüyor cehalet, bağırdıkça alkışlanıyor boşluk!
Penceremde bir orkide var…
O bile küsmüş bu caddeye,
Rengini kaybediyor günbegün
Ben mi?
O kaçak fareyi takip etmeyi bıraktım çoktan.
Ne kovalamaya niyetim kaldı, ne kaçanlara inancım.
Yeter artık!
Yabancı kolların yüküne taşınmaktan bıktım!
Sırtımda başkalarının korkuları, ellerimde başkalarının kırıkları…
Ve şimdi…
Son kez dalacağım o dipsiz denizin karanlığına.
Ama bu sefer korktuğum için değil
Bu sefer, onların düzeninde boğulmak niyetim…
Adımlamaya mecalim yok,
son otuz iki yılımı.
Sarılı bacaklarım…
Sırtımda bir yatak yarası,
sanki ömrün ağırlığı.
Kalk, nefes al diyorsun,
ama açılmaz o pencere,dizlerim tutmaz,
ışığım görmez önümü.
Hasta yatağımdan izlerim
kuşların kanat çırpışını.
Çekilmesin o perde,gözlerim hep bir karga siyahında.
On gün yatarsın,
izlersin ömrünü baştan başa.
İğrenirsin kendinden,kaçamazsın geçmişinden.
Huzur için gidersin küçük bir kasabaya.
Yanına alırsın yorgun bir yaver.
Baksın gözlerin geleceğin renklerine,
ışık açık ama adımlar kilitli bir kabinde.
Karamsarlıkla başlar o gün,
“Artık yazıyorum” dediğin
aylar sonrasına varır.
Bir yıl geçmiş…
Ne karaladın kitaplara?
Ne geçti kaleminden kağıtlara?
Boşversene…
Acılı ölümler var bu evrende.
“Doğdum” demek için bile geçtir,
çığlık atmak istersin, rahmin karanlığına.
Geleceğin ışıldaklı günlerini izledin mi sen de, bir saniyeliğine?
Seneye buluşuruz yine,
aynı melankolide…
Düşünmeyi bırakmak için kaçtık,
Yorgun şehirlerin girdabında sürüklendi aklım.
Unutulmuş bir geçmişi kazıyoruz yeniden,
Gelecek ürkütüyor,
Şimdiler ise acıtıyor sessizce.
Deniz kenarındayız,
Ama suya hasret bir tepe arkası köyde.
Gözlerimiz, sana yakışmayan gözlerin
Yakıştıkları manzarayı izliyor.
Kaçmıştık güzel düşünceler bulmak için,
Oysa acı birikiyor şehirde, fark etmeden.
Konuşmak istediklerim var, çok…
Ama dört duvar, ağırlıkla susuyor.
Meğerse aynı şehrin
Kayıp bölgesindeymiş karşılıklı umutsuzluğumuz.
Yüzüne bakamadığın insanlar gibi
Ben de hatalarıma bakamıyorum.
Kuşlarım özgür değil artık bu kentte,
Ve sen…
Lütfen girme uykularıma yeniden
Bu unutulmuş şehirde.
En son huzuru koklardım bu sevimsiz bölgede.
Tüm zamanları al yanına,
Diz yelkovanları yamacına.
Eski senler geldi mi?
Yeşerdi mi o kırlarda eski biz?
Gelecekler kırdı tüm saatleri,
Dağıldı zamanı tutan ellerimiz.
Bir hikâye anlat şimdi bize,
İçinde çocukluğumuz, içinde biz.
Romanlar oku, kahramanları
Dağlardan olsun, rüzgâr gibi.
Bak o tek göz odaya yine,
Gözlerin dolu,
Bir ömrün yüklediği kadar acı,
Bir şairin çektiği kadar çile.
Neden o kızıl gök?
Ve neden her yerde senin
O aşağılık tavrın?
İçinde eski biz olan hikâyeler
Anılarda mavilikler saklı hüzünler.
Gözlerim bitkin,
Dudaklarım kurumuş,
Kalbim kırık,
Bilmem kaç milyon kez.
Bir çiçeği büyütemiyoruz
Baharın tam ortasında.
Bir kaktüs bile kuruyor
Bizim ellerimizde.
Adım atamıyorum o mağaraya,
Çıkamıyorum o hikâyeden
Yara almadan.