Ben yazayım da sen anlayabilecek misin peki?
Gözlerimin pencerelere bakmasını, düşüncelerimin dağlarda kayboluşunu?
Hadi her şeyi bırak bir şehre küsüp bir şehre tutunmak nasıl bir his. Hadi gel tartışalım bazı kaderleri.
Okunan şiirde gelen öfke patlamalarını, Nazım kaçışmalarımı, Tehlikeli oyunlar oynayışımı, yastığa her kafamı koyduğumda gelen yazma hissimi…
Hadi bırak her şeyi gel kahkaha atayım ben yine. Savurayım kendimi o dersten bu derse. Söverek gideyim yine dersime, işime.
Kapat gözlerimi, bağla kollarımı hadi gel kuşlarıma açabildin mi kanatlarını?
Alayım yine Bobo’yu yanıma anlatayım ayçiçeklerinde gördüklerimi.
Karda yuvarlandın mı hiç? Bir tepeden bir göle baktın mi elinde uçurtma ile. İmkanlar içindeyken duydun mu yokluğa özlem?
Sanat diye diye kendimi yedim bitirdim.
Otobüs yolcuğuna çıktın mı mesela yirmi dokuz saat? Kaç kilometre gözlerin kapalı gidebildin mesela? Hata yaptığını göre göre kaç kere aynı yolu arkana bakmadan yürüdün?
Kaç kapı çarptın sen hayatında. Kaç kere yalnız kaldın. Yalnızlığa aşık oldun mu hiç şikayet ederken?
Bana diyorsun ki kapalı yaz biraz. Tamam yazayım yapayım metaforumu. Ama ben zaten hep kapalı yaşamıyor muyum?
Kaç kişiyle konuşmuşum ben benliğimi?
Zaten normalde de anlaşılmazken. İlaçlarla ifade kolaylı sağlıyorum belki de.
Ölümüme kaldı yirmi yıl. Hadi gel duvara bir çizgi daha. Konuşalım mı yine boş boş. Sen “Ne oldu?” de. Ben yine anlatamayım beni. Ben hiç anlatamadım ki beni. Sus, kaç, daha da kaç.
Kimseyi kötü görmedim ki ben. Suçlu hep ben ben.
Başkalarına verdiğim şansı kendime verebilecek miyim ki?
Bak yine yazdım açık açık. Ben kapalı yazarım da sen anlar mısın peki?