Bana hiç vurmadığınız da doğru. Ama bağırmanız, yüzünüzün kızarması, pantolon askılarınızı alelacele çözmeniz ve hazır bir şekilde sandalyenin arkasına asmanız, bütün bunlar benim için neredeyse daha da beterdi. Sanki birisi asılacakmış gibi gelirdi. İnsan gerçekte asıldığında ölür ve her şey biter. Fakat eğer asılmanın bütün hazırlıklarını izlemek zorunda bırakılır ve affedildiğini ancak ilmek yüzünün önünde sallandığında öğrenirse, bunun acısına ömür boyu katlanır.
Tıp, hukuk, bankacılık -bunlar hayatı sürdürmek için gereklidir. Peki ya şiir, romantizm, aşk, güzellik? Bunlar ise uğruna hayatta kaldığımız şeylerdir!
Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar, erir. Hayatsa şu andır. Geçip gittiğinde artık ölmüştür. Ama her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi... daha en başından umutsuz.
Çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca ‘katı’ denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına ‘sinir krizi’ adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların ‘edepli’, ‘zarif’ görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise ‘kötü’ damgası yediler.