Firkatnâme Bir şeb ki hicrin ile yine bağrım odlara, Düştü gönül, perîşân olup kaldı yâdlara. Gittin; ardından ömrümün iklîmi güz oldu, Yaprak yaprak döküldü hayâlim murâdlara. Bir sen değildin aslında kaybolan ufkumda, Sensiz ben de karıştım unutulmuş diyârlara. Her dem adınla açtı içimde bin eski yara, Merhem diye uzandım yetişilmez bahârlara. Deryâ misâli coşsa da gözlerimde hasret, Ermedi bir damlası sen diye kurak çöllere. Mecnûn'a sordum aşkı; dedi: "Yol budur ey dil, Vuslat bir anlık ziyâdır, aşk mahkûm yıllara." Ben derdimi geceye, gece sessizliğe verdi, Sessizlik aldı götürdü cevapsız suallere. Bir gün olur da dönersen bil ki değişen yok; Hâlâ adın yazılıdır gönlümdeki taşlara. Lâkin ne sen eskisisin, ne ben o eski ben; Zaman da secde etmiş geri dönmez kararlara. Ey yâr, ayrılık sandığın şey yalnız mesâfe değil, İnsan bazen en çok severken düşer firkatlere.
Şiir
insan ne yerse o kokar. ne okursa onu konuşur. kimi seviyorsa kalbi o kadardır. sizsiniz kendinizle ilgili tüm cevapları kendinizi tanıyacak olana sunan. yaşamınız verir sizi ele. müzik arşivinizden bellidir kişiliğiniz. aşkı sevme biçiminiz. dinlediğin tarz müzikte saklıdır sevgiye olan şiddetiniz. en kötüye vereceğiniz cezadır adalet. herkes sever doğduğu toprağı, oraya bomba düştüğünde belli olur kimliğiniz. sevgi bir bütün diyalog evrene karşı. yağmurda ıslak bir kediye puslanmıyorsa gözleriniz, aşk sözlerini sakının siz. komşunuzla sohbetimiz kadar uzaktakine olan bağımız. mesafe denilen tanım sadece zamanla ilintili. yoksa yalnız bir gecede bir kahve yudumlarken de onu anabiliriz. insan çevresi kadar güçlüdür. kaç el uzattıysan o dostluklarla sınanırsın karanlığında. aile bağın kadar bağlısın hayata. sana karşı yapılan her şeye rağmen duruşundadır tavrın. gizlediğin iyilik kadar büyük. anne baba sevgisine izin verdiğin kadar küçük. tek bir dünya var “vicdanının” etrafında dönen. tüm karakterindir onun içinden geçen. umut güner gökyüzü durağı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI: İSTEMENİN KÖKENİ, BEDENİN HÜKMÜ VE FARKINDALIĞIN İMKÂNI I. İnsan Gerçekten Özgür Müdür? Modern insan kendisini özgür bir varlık olarak düşünmeye eğilimlidir. Karar verdiğine inanır. Seçtiğine inanır. İstediğine inanır. Hayatına yön verdiğine inanır. Bu nedenle insanın kendisi hakkındaki en temel varsayımlarından biri şudur: «"Hayatımın sahibi benim."» Fakat insan davranışlarına daha yakından bakıldığında bu varsayımın sandığımız kadar sağlam olmadığı görülür. İnsan birçok şeyi seçebilir. Fakat seçmeden önce istemek zorundadır. Ve tam burada özgürlük probleminin merkezi ortaya çıkar. Çünkü insan yaptığı şeyi nasıl yapacağını seçebilir. Ama yaptığı şeyi istemeyi seçemez.
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar. Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar. Ve sırf dardı diye kafalar, düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik, sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik. Charles Bukowski
Fuzuli
"Degüldüm men sana mâ'il sen etdün aklumı zâ'il Mana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı?" -Ben sana gönül vermiş değildim. Benim aklımı sen aldın. Yani beni kendine sen aşık ettin. Akıl yerine aşkı getirdin. Beni bu çılgınca hareketlerimden dolayı ayıplayan, kınayan gâfil, seni görünce utanmaz mı?