25 Aralık’ta Noel, Hıristiyanlığın pek çok dalında İsa’nın doğumu olarak kutlanır. Ortodoks geleneklerinde bu olay Epifani kadar önemli kabul edilmez. Noel’den on iki gün sonra, 6 Ocak’taki Epifani, bilge adamların gelişini ve onların İsa’nın gerçekten de müjdelenen Mesih olduğunu ilan etmelerini kutlar.
Hıristiyan ibadetinin merkezî bir parçası Havarilerin Son Akşam Yemeği'nde yaptığı gibi ekmek yeme ve şarap içme ayinidir. Efkaristiya (Yunanca "şükran günü" anlamına gelir) olarak bilinen ayin, İsa'nın ekmeği bölüp, "Bu benim bedenim, sizin için verilen bedenim," dedikten ve şarabı da "Bu kâse ise... benim yeni anlaşma kanım," sözleriyle andıktan sonra havarilerine vermesinden kaynaklanmaktadır.
Efkaristiya; Roma Katolik Ayini, Ortodoks İlahi Liturjisi ve Protestan Kutsal Komünyon ibadetinin birçok versiyonunun odak noktasıdır. Hıristiyanlığın farklı kolları, töz dönüşümü, yani ekmek ve şarabın kelimenin tam anlamıyla İsa'nın bedeni ve kanı olup olmadığı konusunda bölünmüştür. Roma Katolikleri ve Doğu Ortodoks Hıristiyanlarının çoğu önemli bir değişiklik yaşandığına ve komünyon alanların aslında Mesih'i aldıklarına inanır; Protestan mezheplerinin çoğu ise bir ekmek ve şarabın tüketilmesini yalnızca İsa'nın antlaşmasının sembolik olarak yerine getirilmesi olarak görür.
"Isa suyu şarapları çevirdi degil mi peder kostas? "
"Evet yavrum"
"Sonra da yaşlı adamın ölmüş olan oğlunu iyilestirdi"
"Aferin mimu, evet onu diriltti"
Bilinçli kötülüğün gerisinde bilinçsiz bir karanlığın olduğunu tahmin ediyordu. Dünyadaki kara ruhlu insanları ayıran özellik de buydu; yaratamıyorlar, sadece yıkıyorlardı. Yaratıcı Tanrı, insanı kendisinin bir sureti olarak yaratmıştı, bu yüzden O’ nun ışığı altında varlığını sürdüren her kadın ve erkete yaratıcılık özelliği, ellerini uzatıp dünyayı makul bir düzenle şekillendirme güdüsü vardı, Kara Adam’ sa var olan şekli bozmak istiyordu… zaten tek yapabildiği bozmaktı. Sahte Mesih miydi? Bozguncu da denebilirdi.
"Buraya sizi suçlamak için gelmedim. Hasta olarak doktorun ayağına geldim. Size insanların kaba olduğunu anlatmaya geldim. İnsanlar acımasız. insanlar tembel. İnsanlar açgözlü. Halk hiç kimseye, hiçbir şeye saygı duymuyor. Halk hiç kimseye güvenmiyor. Her şeye ve herkese kuşkuyla bakıyor. Burada dine yer var mi? O zaman hangi dinden bahsedebiliriz? Halkta bazı eski kilise alışkanlıklarının yanı sıra batıl inanç kalıntıları da var.
Peki halk bunun için suçlanabilir mi? Kim ne zaman onlara dini anlattı ki? Isa Mesih ve havariler halkın içine karıştı, onun peşine düştü. İnsanlara saatlerce sevgiden bahsettiler. Sözleri basit ve netti. Ruhları fethettiler, kalpleri tatmin ettiler.
Binlerce insan İsa'yı takip etti ve çölde Yohanna'nın peşine düștü. Oysa şimdi büyük yortularda bile kiliseler bir çöl kadar sessiz. İnsanlar kilise vaazlarından kaçıyorlar. Neden? Çünkü ölülerden kalan, insanların aklını ya da kalbini etkilemeyen ölü sözler söyleniyor. Bu belaya karşı nasıl ve neyle yardım edeceğinizi düşünün. Bu sizin sorumluluğunuz, sizin göreviniz!"
"Size şunu söylüyorum," diye devam etti Snellman, "Insanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bir bitkiyle kurduğu bağın tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir.
Halkın içinde dinin gerilemesi bir kilise meselesi değildir. Bu devlete karşı bir tehdittir. Kitlelerin dinsizliği belki de insanlığın en tehlikeli hastalığıdır. Ve bazı şuursuz gençlerin, onların peşi sıra akılsız liberallerin ateizmin özgür düşünce olduğunu düşünmesi beyhudedir. Tanrısızlık ruhun çıplaklığı, ruhun yoksulluğudur. Tanrısızlık, insanlarda kutsal olan ve nihayetinde de insani her şeyin ölümüdür; vicdansızlık, kaba bencillik, soygun ve ahlaki çürümeye
Sayfa 18 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor