Mezarlarının etrafında ateş yakan ölüler var. Misafirlerine akşam yemeği hazırlayan diriler. Olaylar üstünde yükselen metaforlar için yeterince kelime var. Ne zaman gamlansa mekan, aydınlatıp genişletiyor onu bakır bir Ay. Kendimin misafiriyim. Öyle mahcup edecek öyle sevindirecek ki beni bu misafirlik, sözle ışıldayacağım ve ışıldayacak asi gözyaşıyla kelimeler. Ve ölüler dirilerle ölümsüzlüğün nane çayını içip kıyametten bahsetmeyi uzatmayacaklar.
(Orada tren yok, kimse treni beklemeyecek)
Bugün bir şeyi bir şeye ekleme, anlatıyı dışarı itmektedir. Anlatıcı ilişkiler, enformasyon bağlantılarına dönüşmektedir. Enformasyonun eklenmesi ortaya bir anlatı çıkarmamaktadır. Metaforlar anlatıcı ilişkilerdir. Şeyleri ve hadiseleri birbirleriyle konuşmaya sevk ederler.
Hegel bir kez kabul edildikleri takdirde âlet ya da ortam metaforlarının, şeyleri kendilerinde oldukları gibi bilemeyeceğimiz sonucuna bizi dosdoğru götürdüğünü kabul eder. Ancak, bunları bilgi için birer model olarak almamız gerek-tiğini veya buna zorunlu olduğumuz düşüncesini yadsır. Bu metaforların sonuçlarının kabul edilemezliği ve kullanımlarının bir gerekçesi olmayışı konusunda taviz vermez.
Fenomenlerle sınırlı bilgi, Kant'ın sunduğu bilgi, reddedilir. Hegel'e göre bu tür bilgi nihai olarak tatmin edici olmamakla kalmaz, bilgi diye anılmayı bile hak etmez. Fenomenoloji'de şöyle der:
Bu hata korkusu öncelikle bir yanda mutlağın durduğunu ve bilginin diğer yanda, kendisiyle ve mutlaktan ayrılmış olarak, hâlâ gerçek bir şey olduğunu ya da mutlağın dışında kalmakla hakikatin de dışında kalmış olan bilginin yine de hakiki bilgi olduğunu önceden varsayar. Bu varsayım, kendisine hata korkusu diyen şeyin aslında hakikat korkusu olduğunu açığa çıkarır.
Bu sonuç sadece mutlak olanın hakiki olması veya sadece hakiki olanın mutlak olması olgusundan ileri gelir. Aslında bilimin bi-linmesini gerektirdiği, mutlak olanın aynı zamanda hakiki bilgi de olduğunu bilmeyen o bilgiye olanak veren bir ayrımın yapılmasıyla bu yadsınabilir. [Ya da şu da düşünülebilir:] Mutlağı kavrayamayacak dahi olsa, genel olarak bilginin yine de başka bir hakikate gücü yeter."
Hegel burada, âlet ve ortam metaforlarının kullanımında olduğu gibi, sınırlanmış bir bilgiyi kurtarmanın hiç sorgulanmamış düşüncelere ve ayrımlara bağlı olduğuna dikkat çekmekten memnundur. Kavramsal çözümlemeye duyulan ihtiyaç vurgulanır: "Fakat böyle amaçsız ifadelerin mutlak bir bilgi ile başka bir tür hakikat arasındaki bulanık bir ayrımdan kaynaklandığını ve 'mutlak, 'bilgi' vb. öncelikle elde edilmesi gereken
“Her şey” yazılabilir olsa formlar yiter, içsel cacaphony (karmaşa) düzenlenip hep bir biçime yoğruldukça da “her şey” yazılamaz. Yazma eylemi hayâli bir karmaşanın içinden yoğunlaştırma-yer değiştirme-metaforlar kullanarak iletilebilir olduğunu düşlediğimiz küçük bütünlükler oluşturmayı özlemekten başkaca ne? Aslında “ben” tiksiniyorum öyküden, şiirden, romandan, oyundan; hâlâ bunların yazılabilir olmasından, çünkü böyle bir tamamlanma, anlamlanma arzusu sürüyorsa, dış'ın, varoluşun eksiltmesinin açık kanıtıdır bu ve bu da hep böyle sürerse, bir fark oluşturulamazsa vay insanlığın hâline! BU HÂLİNE!
Ben iyi bir yazar falan değilim, olmak da istemiyorum, hiç ilgilendirmiyor böyle bir şey; bahçe yerleşim merkezinden çok uzakta ekiliyorsa merkezde duran nitelemeler o bahçeyi bağlamaz."