Puan vermedi·163 syf.·
2026 26. kitabı
Her şeyin çok hızlı tüketildiği, sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığımız şu günlerde Okçu’nun Yolu kısa bir mola oldu. Küçük bir kitap ama sayfaları çevirirken insanı durup düşünmeye zorluyor. Ana konu ok, yay, kiriş ve hedef olsa da hayatı okumak için güzel metaforlar. Kitap aslında basit bir okçuluk hikayesi gibi görünse de tamamen hayatın provası gibi. Coelho orada oku "niyetimiz", yayı "irademiz", hedefi de "varmak istediğimiz yer" olarak tanımlıyor. Hedefe giden yolun bizzat kendisinin önemli olduğu üzerinde duruyor. Hepimiz hayatın koşturmacası içinde bir şeyleri başarmaya, o hedef tahtasının tam ortasını vurmaya öyle odaklanıyoruz ki... Oysa usta diyor ki; gözün sadece hedefte olursa, o okun yaydan çıkışındaki zarafeti, rüzgarı, kendi kalbinin ritmini kaçırırsın. Bizlerde kimi zaman planlarımızın, hedeflerimizin peşinde öyle çok geriliyoruz ki bir yay gibi, kendimizi yıpratıyoruz. Ya da hata yapmaktan, ıskalamaktan korktuğumuz için elimizdeki oku fırlatmaya hiç cesaret edemiyoruz. Kitap "yolda olmanın", hata yapsan bile o süreçle terbiye olmanın güzelliğini hatırlattı. Bazen sadece durmak, nefes almak ve niyetimizin temizliğine güvenerek o oku serbest bırakmak gerekiyor mesajı çıkıyor. Büyük iddiaları olmayan, kısa sürede okunabilen bir kitap. Neredeyse yarısı çizmelerle dolu. Kitaplarla kalın.
Okçu'nun YoluPaulo Coelho · Can Yayınları · 20217,7bin okunma
Puan vermedi·254 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:57
Petrikor - Jonah Axon Petrikor… Yağmurdan sonra toprağa sinen o kendine özgü koku. Ve kitap da tam olarak ismi gibi; büyük fırtınalarla değil, geride bıraktığı hisle var oluyor. Bir ofis masasında başlayan kadın ve erkek çekimi…Kadın ve erkeğin gezegenlerle sembolize edildiği, büyük olaylardan çok duyguların ve iç seslerin ön planda olduğu farklı bir anlatı. Burada güçlü bir olay örgüsü aramıyorsunuz. Daha çok bir adamın takıntıya varan ilgisini, özlemlerini, hayallerini ve kendi içinde yaptığı uzun konuşmaları okuyorsunuz. Karakterlerin isimleri bile yok. Sadece “adam” ve “kadın” var. Belki de bu yüzden hikâye daha evrensel bir his bırakıyor. Lapis ve Oasis gibi gezegenlerle kurulan metaforlar ise kitaba farklı bir atmosfer katıyor. Gösterişli olayların peşinde olmayan, daha çok duygunun peşinden giden bir kitap. Bazen bir bakışın, bazen söylenmeyen bir cümlenin, bazen de insanın kendi içinde büyüttüğü hislerin hikâyesi… Sessiz, sakin ve melankolik bir okuma deneyimiydi. Ve bana kalırsa Petrikor’un en güzel yanı da buydu: Bazı hikâyeler, tıpkı yağmurdan sonra gelen toprak kokusu gibi, usulca hissedilir. “Peki, ya sığındığın o sonsuz gökyüzü aslında dört duvar arasındaysa?” Tavsiyemdir efendim…
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202674 okunma
Reklam
Bu kitapta çocukluğunuzun yarım kalmışlığını bulacaksınız…
Puan vermedi·184 syf.··
2026 10. kitabı
Jose mauro de vasconcelos burada çeşitli imge ve metaforlar yoluyla kendi çocukluğunu o içindeki eksikliği yarım kalmışlığı hayatın zorluklarını ve hayatta kalmas mücadelesini açık ve güçlü bir şekilde anlatmış . Kitap sıkmadan bunaltmadan sadede geldiği ama aynı zamanda çok güçlü duygusal anlatıma sahip olduğu için çocukluğu yarım kalan herkese hitap edecek bir kitap
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,3bin okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 19. kitabı
Aldous Huxley’nin 1950’lerin İkinci Dünya Savaşı sonrası puslu, ruhsal ve psikolojik arayışlarla dolu atmosferinde bizzat kendi bilincini laboratuvara dönüştürerek kaleme aldığı Algı Kapıları, aslında psikanalizin Aborjinler ya da Kızılderililer gibi dış topluluklar üzerinden değil; aristokrat, agnostik terimini literatüre kazandıran bir dedenin genlerini taşıyan ve çocuklukta geçirdiği göz hastalığı yüzünden "görmeye" felsefi bir derinlik atfeden entelektüel bir yazarın kendi zihninde yaptığı sarsıcı bir iç keşif yolculuğudur. Doktor kontrolünde deneyimlediği ve Kızılderili ritüellerinin kutsal parçası olan peyote kaktüsünden elde edilen meskalin özü, insanın zihin yapısını sıfırdan değiştiren yapay bir illüzyon yaratmaz; aksine biyolojik olarak hayatta kalabilmemiz için zihnimizin önüne çekilen ve bizi milyonlarca çiçek arasından sadece işlevsel olan birkaç rengi görebilen arılar ya da sadece hedefe odaklansın diye at gözlüğü takılan atlar gibi dar bir akışa mahkûm eden o evrimsel filtreleri ortadan kaldırarak dünyayı tıpkı kübizm akımıyla nesneye, ışığa ve fona bambaşka açılardan bakan bir ressamın gözüyle, yani bir sandalyeyi sadece konfor sağlayan bir eşya olarak değil, saf bir varoluş ve sanat formu olarak görmemizi sağlar. Ne var ki madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ve kutsal kitaplarda Tanrı’nın insanla doğrudan "söz" üzerinden bağ kurup Hz. Adem’e eşyanın isimlerini öğretmesine baktığımızda dil, insanı körleştiren felsefi bir hapishane değil, aksine insan olmanın, adaleti, ahlakı ve hukuku inşa edebilmenin ilk ve en varoluşsal şartıdır; çünkü eğer dilin bize hakikati unutturduğunu iddia edip o sözsüz, sınırsız trans halini mutlak olarak yüceltirsek, insani boyuttan tamamen çıkıp sınırları yalnızca çiğ dürtüler, hayatta kalma korkusu ve doğanın sert
Algı KapılarıAldous Huxley · İthaki Yayınları · 20251,433 okunma
Enformasyon çağında insan olmanın bedeli nedir?
8/10
·72 syf.·
2026 32. kitabı
Keyifli okumalar dilerim:) Enfokrasi puanım 8/10 instagram.com/p/DZkvAqsiLxV/?... Byung-Chul Han bu kitabında modern demokrasinin sessiz ama köklü bir dönüşüm geçirdiğini ileri sürer: artık iktidar kaba baskıyla değil, enformasyonun akışıyla çalışmaktadır. Bu yeni rejimin adı onun ifadesiyle *“enfokrasi”*dir. Enfokrasi nedir? Han’a göre enfokrasi, bilgilerin, verilerin ve algoritmaların siyaseti şekillendirdiği bir düzendir. Bu düzende gerçeklik, ortak bir hakikat etrafında değil; sürekli akan, parçalanmış ve hızlı tüketilen enformasyon parçaları üzerinden üretilir. Bu durum demokrasinin temel zemini olan “ortak tartışma alanını” zayıflatır. Çünkü düşünmek yavaş bir süreçtir; fakat dijital alan hız ister. Demokrasinin krizi: hız ve dikkat ekonomisi Han’ın en güçlü eleştirilerinden biri şudur: Demokrasi, yavaşlık ve müzakere gerektirir. Oysa dijital çağda: * dikkat dağınıktır * bilgi aşırı boldur * duygular hızlı tetiklenir * düşünce yerine tepki geçer Bu nedenle siyaset, fikirlerin çatıştığı bir alan olmaktan çıkar; en çok dikkat çeken içeriklerin kazandığı bir gösteriye dönüşür. Şeffaflık = özgürlük mü? Han burada kritik bir tersine çevirme yapar:
EnfokrasiByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2022417 okunma
Reklam
Reklam