Akıl ve Tutku adlı eserini okurken aslında sadece bir aşk hikâyesi değil, insan karakterinin iki farklı yönü arasında gidip gelen derin bir çatışmayı da okuduğumu hissettim. Romanın
Şimdi öncelikle ben bu kitabı yıllar önce ilk çıktığında okumuştum ne çocuk sayılırdım ne de yetişkin. İlk adam akıllı okuduğum kitap buydu, zaten bi klişe vardır: “Kitap okumaya beni Karantina başlattı.” diye. Bende de aynı durum var diyebilirim ama ben öncesinde de klasik eserler okumaya çalışmıştım ancak yaşım dolayısıyla sadece okumakla kalıp kitaplardan hiçbir anlam çıkaramamıştım.
Peki Karantina’ya bugün dönüp baktığımda ne düşünüyorum?
Orta-Alt Sınıf bir kitap olduğu yönündeyim açıkçası. Yazım dili ahir ömrümde okuduğum en basit dile sahipti.
Beyza Alkoç hâlâ aynı şekil yazan ve dilinde hiçbir gelişme olmamış bir yazardır benim gözümde. Genç Kurgu kategorisini Türkiye’de domine eden bir yazar bunda yalan yok, bunun rahatlığıyla pek ilerlemiyor olsa gerek.
Ama Karantina’yı ben konusuyla da karakterleriyle de çok beğeniyorum ben de yeri ayrıdır.
Ama tekrar eden bir dolu şey de var. Örneğin: Zeynep’in sürekli kaçırılması gibi Sosyal Medya’da bile bunun espirisi dönüyordu.
Ayrıca Onur ve Zeynep ilişkisi sonradan vıcıklaşıyor, elbette alıcısı vardır ama ben beğenmedim bu durumu.
Çok iyi olan ve zamanında beni şoka sokan şey ise Zeynep ile Onur’un kardeş olabilme ihtimalini yazar bize ilk kitaptan ihtimalen foreshadowing tekniği ile hissettiriyor. En son bunu açık açık söylüyor ve iki kardeşin aşık olduğunu sanıyoruz. Sonra bam öğreniyoruz ki Zeynep, Ender’in kızıymış. Süper bir ters köşeydi.
Sadece bana kalırsa 5. kitap gereksizdi, bunun dışında seriye puanım 4/10.