Mete Demiryürek

Mete Demiryürek
@metednd
Potansiyel'in Berbat Edilişi
4/10
·352 syf.··
2026 7. kitabı
Maral Atmaca 'nın sanırım ikinci kitabıymış. İlk kitabı olan Yaralasar - 1 hiç ilgimi çekmemişti ama bu kitabın konusunu duyduğumda ilgimi çekti. Ama tekrar bir Wattpad klasiğine güvenmemem gerektiğini anlamış oldum. Kitabın Konusu: Amerika'da idam mahkûmlarının idam günlerine kadar kalabildiği ve orada vakti gelince iğne ile uyutulduğu Ötanazi Okulu isimli bir kuruluş var. Okulda her şey serbest denebilir. Mahkûmlar ölene kadar yaşıyor yani hayatı içeride. Okuldaki gruplaşmalar olsun, suçlara göre ayrılmalar olsun güzel fikirlerdi. Gel gelelim kitabımızın distopyadan ayrılıp Wattpad'e geçiş yaptığı kısımlara. Ana karakterimizin adı Yeşil Green (:DD). Kendisi ABD'nin enerji bakanının gayrimeşru kızı. Babası yıllar önce Türkiye'de bir kadınla beraber olmuş, sonra da kadın hamile kalınca bırakıp gitmiş. Yeşil'in çok zor hayatı olduğunu falan okuyoruz. Burada Maral Atmaca'nın kalemini travmalar, acılar konusunda Aslı Arslan'dan daha çok beğendiğimi söylemeliyim. Abartmadan ve akışa uygun şekilde Yeşil'in geçmişi bize aktarılıyor. Yeşil'in kalbi de çok değerli bu arada. İçinde ne taşıdığı bize 3 kitap boyunca söylenmiyor; ben de spoiler vermeyeyim, şimdi aşağıda söylerim. Ama ABD hükümeti bile Yeşil'in kalbini istiyor. Yeşil kalpten sorunlu ayrıca 1, bilemedin 2 yılı falan kalmış; öldü ölecek. Babası olacak adam da bu garibimi Ötanazi Okulu'nda saklıyor. Ana erkek karakterimizin adı ise Drew Marshall, namıdiğer Gölge. Kendisi ABD'nin en meşhur seri katili ama neredeyse trilyon dolarlık teknoloji şirketlerine sahip Amerika kendisini bulamıyor, hatta ondan korkuyor. Yeşil'imizin babası olan enerji bakanı (inanın adını hatırlamıyorum) Drew'a ulaşıyor ve "Git benim kızımın kalbini bana getir." diyor. Bu da kabul edip kızı araştırmaya başlıyor ve Ötanazi Okulu'nda ikamet ettiğini
Ötanazi OkuluMaral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20227,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsan Doğasına ve Psikolojiye Merak Duyan Herkes Okumalı
9/10
·392 syf.··
2026 4. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 16:55
Jane Austen'ın Akıl ve Tutku adlı eserini okurken aslında sadece bir aşk hikâyesi değil, insan karakterinin iki farklı yönü arasında gidip gelen derin bir çatışmayı da okuduğumu hissettim. Romanın merkezinde yer alan Elinor ve Marianne Dashwood kardeşler, adeta akıl ve duygunun insan hayatındaki iki farklı temsilini oluşturuyor. Austen bu iki karakter üzerinden hem dönemin toplumsal yapısını hem de insan ilişkilerindeki incelikleri oldukça zarif bir şekilde anlatmayı başarıyor. Elinor Dashwood karakteri benim için kitabın en güçlü yönlerinden biriydi. Mantıklı, ölçülü ve duygularını kontrol edebilen yapısıyla çoğu zaman okuyucuya güven veren bir karakter. İçinde yaşadığı hayal kırıklıklarını ve acıları dışa vurmadan taşıyabilmesi, aslında onun ne kadar güçlü bir karakter olduğunu gösteriyor. Buna karşılık Marianne ise tutkunun ve duygusallığın temsilcisi. Hislerini saklamayan, yoğun yaşayan ve aşkı idealize eden bir karakter. Bu iki kardeş arasındaki karşıtlık, romanın ilerleyişini oldukça etkileyici kılıyor. Austen’ın anlatımındaki incelik de dikkatimi çeken başka bir nokta oldu. Yazar, karakterlerin duygularını abartılı dramatik sahnelerle değil; küçük diyaloglar, bakışlar ve toplumsal davranışlar üzerinden aktarıyor. Bu da romanın daha gerçekçi ve samimi hissettirmesini sağlıyor. Özellikle dönemin İngiliz toplumundaki evlilik, statü ve ekonomik güvence gibi konuların ilişkiler üzerindeki etkisini çok doğal bir şekilde işlemiş. Edward Ferrars ve Albay Brandon gibi karakterler ise romanda sakin ama derinlikli bir denge oluşturuyor. Bu karakterler üzerinden Austen, gerçek sevginin çoğu zaman gösterişli duygulardan değil; sadakat, anlayış ve güven gibi daha sessiz değerlerden doğduğunu anlatıyor. Romanın en sevdiğim yönlerinden biri de karakter gelişimiydi. Özellikle
Akıl ve TutkuJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
Okuru Geri Zekalı Yerine Koyan Bir Kitap...
2/10
·764 syf.··
2026 6. kitabı
2026 incelemelerimi hep Wattpad kitapları üzerinden yapıyorum farkındayım, ama içimi dökmeyeceksem bu platform niye var ki? Yine bir Aslı Arslan evrenindeyiz ve sürpriz: Kimsenin psikolojisi yerinde değil, herkes bir dramın içinde boğuluyor ve tabii ki her yer "leke" dolu. Ben bu kadının karakterlerine neden sürekli travmalar yüklediğini anlamıyorum. Yani kardeşim anladık distopik bir yazarsın, bunda sorun yok. Ama iç monologlarda sürekli olarak karakterlerin travmalarının bize info dumping eşliğinde verilmesi beni çok boğdu. Bir karakteri acılı veya psikolojisi bozuk yazmak için paragraflarca travma yazmaya gerek yok. Biraz psikoloji araştırması yapsan, bir-iki tane bu tarz travmanın koca bir buzdağı yaratabileceğini zaten öğrenirdin. Distopya mı, Wattpad Romantizmi mi? Kitabımız 2027 Türkiye'sinde geçiyor ve bu evrende Türkiye, Krallık adı verilen bir hükümet tarafından yönetiliyor. Yönetim o kadar baskıcı ki; kitap okuduğu için idama çarptırılanlar mı dersiniz, dinlediği müzik yüzünden vatan haini ilan edilen mi... Eftalya isimli ana karakterimiz ise böyle bir sistemde krallık yanlısı avukatlardan biri. Hoş, bu sistemde niye avukat var diyen bir kişi bile çıkmamış, ona şaşırdım. Aslında adam akıllı işlense harika bir distopya olabilirmiş. Böyle bir evren yazıyorsan eğer ana odak, karakterlerinden ziyade bu sistemin işleyişi ve çöküşü olmalıydı sevgili Aslı Arslan. Ama sen bunun yerine okurlarını aptal yerine koyarak Tugay ve Eftalya aşkını ön planda tutmuşsun. (Not: Eftalya ismi Wattpad camiasında okuduğum en güzel isimdi, tek olumlu yorumum bu.) Mantığın İflas Ettiği O 6 Nokta: Teknoloji Nerede? Eftalya yıllar önce bir ödül töreninde, babasına idam kararı veren hakimi tuvalette öldürüyor ve bir Allah’ın kulu da bunu Eftalya'nın yaptığını fark etmiyor. 2027
Beyaz LekeAslı Arslan · İndigo Kitap · 20246,2bin okunma
Araklamalar ve Vârisler :d
1/10
·672 syf.··
2026 5. kitabı
SPOILER UYARISI: Serinin sonuna dair ağır detaylar içerir! Yine ve yine bir N. G. Kabal kitabı okudum ve tabii ki şaşırtmayan o malum son: Büyük bir hayal kırıklığı. Epik fantastik olma iddiasıyla yola çıkıp, ucuz bir replika gibi duran bu serinin neden "olmadığını" detaylarıyla anlatıyorum. Giriş ve Olay Örgüsü Hikayemiz Nova ile başlıyor. Nova, gerçek dünyada büyükbabası ve arkadaşı Ayzer ile yaşayan, hayatından pek de şikayetçi olmayan bir kız. Ancak büyükbabası teleskoptan bakarken o meşhur "Lordlar vârislerini istiyor" cümlesini kurduğunda, ben zaten ileride öğreneceğimiz o "dahice"(!) plot twisti anlamıştım. Nova dedesini ciddiye almasa da, Ayzer ile gittikleri şenlikte Ayzer’in de bu inanca sahip olduğunu ve kaçırılan Alfinlerin (Elemental dünyasının insanları) geri götürüleceğini öğreniyoruz. Tabii ki ertesi gün kızımız ve arkadaşı Elemental’e götürülüyor ve "epik" olduğu iddia edilen hikayemiz başlıyor. Dünya İnşası: Klişeler ve Mantık Hataları Elementler: Ateş, su, hava ve toprak... Yazar keşke biraz kafa yorsaydı. Yıl 2026, hala aynı dört doğa elementini okumaktan sıkılmadık mı? En azından bir elektrik elementi eklenseydi, bu kadar klişe olmazdı. Vârislik Sistemi: Dört krallık, lordlar ve vârisler var. Anlamadığım şey; vârisler neden sadece kadın olmak zorunda? Cevabı yok. Kan bağı yok; "Gökyüzü" denen fiziksel formu olmayan bir tanrı tarafından krallıkların ihtiyacına göre yoktan var ediliyorlar. Bu sistem tamamen lordlar vârisleriyle romantik etkileşime girebilsin diye kurulmuş, çok zorlama bir kılıf gibi duruyor. (Nitekim kendi lorduyla aşk yaşayan bir vârisimiz de mevcut.) Büyü ve Savaş: Büyü sistemi çok yüzeysel, bir bedeli yok. Savaş sahneleri ise epik fantastik diyen bir seriye göre inanılmaz yetersiz. Bir harita krokisi bile yok; diyar kafamda asla
Lordlar ve VarislerN. G. Kabal · Martı Yayınları · 202210,3bin okunma
Hem iyi hem de kötü diyebileceğim bir kitap.
4/10
Şimdi öncelikle ben bu kitabı yıllar önce ilk çıktığında okumuştum ne çocuk sayılırdım ne de yetişkin. İlk adam akıllı okuduğum kitap buydu, zaten bi klişe vardır: “Kitap okumaya beni Karantina başlattı.” diye. Bende de aynı durum var diyebilirim ama ben öncesinde de klasik eserler okumaya çalışmıştım ancak yaşım dolayısıyla sadece okumakla kalıp kitaplardan hiçbir anlam çıkaramamıştım. Peki Karantina’ya bugün dönüp baktığımda ne düşünüyorum? Orta-Alt Sınıf bir kitap olduğu yönündeyim açıkçası. Yazım dili ahir ömrümde okuduğum en basit dile sahipti. Beyza Alkoç hâlâ aynı şekil yazan ve dilinde hiçbir gelişme olmamış bir yazardır benim gözümde. Genç Kurgu kategorisini Türkiye’de domine eden bir yazar bunda yalan yok, bunun rahatlığıyla pek ilerlemiyor olsa gerek. Ama Karantina’yı ben konusuyla da karakterleriyle de çok beğeniyorum ben de yeri ayrıdır. Ama tekrar eden bir dolu şey de var. Örneğin: Zeynep’in sürekli kaçırılması gibi Sosyal Medya’da bile bunun espirisi dönüyordu. Ayrıca Onur ve Zeynep ilişkisi sonradan vıcıklaşıyor, elbette alıcısı vardır ama ben beğenmedim bu durumu. Çok iyi olan ve zamanında beni şoka sokan şey ise Zeynep ile Onur’un kardeş olabilme ihtimalini yazar bize ilk kitaptan ihtimalen foreshadowing tekniği ile hissettiriyor. En son bunu açık açık söylüyor ve iki kardeşin aşık olduğunu sanıyoruz. Sonra bam öğreniyoruz ki Zeynep, Ender’in kızıymış. Süper bir ters köşeydi. Sadece bana kalırsa 5. kitap gereksizdi, bunun dışında seriye puanım 4/10.
Karantina: Mahşerin Dört Atlısının HikayesiBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 201724,1bin okunma