Baba yaşamanın amacı var mıdır?' dedim. Sözü nereye vardırmak istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Baba, yaşamayı sürdürmen için bana bir tek neden gösterebilir misin? En kısa sürede yok olman daha doğru olmaz mı? demek istiyordum. Ama onun gibiler, ince imaları kavrayamaz. Şaşırdı, gözleri yerinden uğradı, suratıma bakakaldı. Yetişkin insanların o gülünç şaşkınlığından nefret ediyorum. Sonunda ne dese beğenirsiniz? 'Oğlum, yaşam boyunca amaçlayacağın şeyi kimse veremez sana, amacını kendin belirlersin,' dedi.
Asla varılamayacak yere her zaman dosdoğru gidildiği için mi, yoksa varışı olmayan yere doğru dönüp durulduğu için mi hiçbir şeyin sonunun olmadığını kimse bilmez?
-Femando Pessoa, Tanrılar Konsili
1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı
4-“Namaz kılmayan insan, çamura düşmüş altın gibidir.” Çamurda gördüğünüz altını “oh müstahak oldu sana” deyip, tekmeyi vurup iyice çamura mı gömersiniz? Yoksa çamura düşmüş altına acır, tutup kaldırır sonra silip parlatır da en güzel yere mi koyarsınız? Namazı terk etmiş, günah çamuruna düşmüş insan da bir altındır ama çamura düşmüş altındır. Onu da tutup kaldırmak, şefkatle kucaklamak, saygın ve yüksek yerlere taşımak gerek. Çünkü o, çamura değil yüksek konaklara ve cennete layıktır.