Semerkant
Puan vermedi·320 syf.··
2026 4. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 19:37
Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm gerçekten oldukça akıcı ve merak uyandırıcıydı. Çünkü Karamanlı ve Selçuklu dönemi; Ömer Hayyam- Nizamülmülk- Melikşah- Hasan Sabbah dörtlüsü üzerinden anlatılıyor. Yazar, Melikşah'a hiç acımamış, onu adeta gömmeye çalışmış. Öyle ki, Melikşah'ın tarihi karakterini ve gerçekte nasıl bir hükümdar olduğunu bilmesek, yazarın bu taraflı portresine sorgusuz sualsiz inanacağız. Son iki bölüm, ilk iki bölüme nazaran daha kurmaca üzerineydi. Olayların bağlandığı sonuç kısmı bana biraz zorlama geldi. Ama romanı bütün olarak ele aldığımda güzeldi, beğendim. Özellikle okuduktan sonra Hasan Sabbah'a karşı duyduğum ilgi ve merak beni Vladimir Bartol'un Alamut'unu okumaya heveslendirdi. Tavsiye ederim • Gözlerini, kulaklarını ve dilini korumak istiyorsan, gözlerin, kulakların ve bir dilin olduğunu unut. • Hayatımda yaşadığım en güzel aşktan geriye bu yabancı gözlerin anısı kalsın istemem doğrusu. • Acaba şimdiden kaçıp ihanet etmek mi daha iyiydi, yoksa bekleyip dua etmek mi?
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,8bin okunma
7/10
·144 syf.··
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 21:38
Nasıl ve neresinden başlasam yoksa hiç başlamasam mı? Diğer kitapları ile mi karşılaştırsam yoksa sessiz mi kalsam? Acaba okuyunca ne hissedeceksiniz, merak ediyorum. Ufuk yolculuğu,Marias’ın gençlik döneminde yazdığı cesur bir kitap mı? Hani Balzac’a atfedilen bir söz var mealen “ Bu kitabını sakla, ünlü olunca yayımlarsın” . Tam olarak öyle mi değil mi? Çatışma , psikolojik derinlik sanki eksik, olay örgüsü üzerine yoğunlaşılmış ama o da ağır anlatımla yorucu hale gelmiş. Hani Marias yazmış da her bir özelliğinden birer tutam romana atmış gibi. Neyse öyle işte…
1000Kitap
Ufuk YolculuğuJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 202626 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tanpınar üzerine bir incelem
Puan vermedi·656 syf.·
2026 45. kitabı
Eser harikulade bir altyapıya sahip. Anlatacağı döneme giriş mahiyetinde vermiş olduğu bilgiler özet olmasıyla beraber harikulade ehemmiyet taşımaktadır. Bu da yazarın ilgili dönemlere ve konulara vukufiyetini göstermesi açısından ehemmiyet arz etmektedir. Ayrıca eser ilgili dönemin siyasi şartlarını anlamak ve elitist tabakanın siyasi yaklaşımlarını öğrenmek ve incelemek içinde ayrı bir kıymeti harbiyesi vardır. Eser hakkında değinilmesi gereken bir başka konu ise edebiyat tarihi olmasıyla beraber bilim tarihi niteliği taşımasıdır. Bu yönüyle eser bilim tarihçilerinin izleyeceği metodoloji açıdan öneri sunar. Bu noktada Tanpınar her zamanki takdiri şayan eleştirilerine yer vermiştir. Bu bağlamda Tanpınar, tam bir metodoloji müessisi de denilebilir. Bu açıklamalarla beraber merak ettiğim konu: Tanpınar İslam dünyasında roman vb edebi türlerin gelişmemesini İslam dünyasındaki tenkit istidadının olmamasına bağlamaktadır. Acaba gerçekten bu sebepten mi bu şekilde olmuştur. Yoksa bu kabiliyetten başka altında yatan temel saik var mıdır? Varsa bu nedir? On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi Ahmet Hamdi Tanpınar
Edebiyat
On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı TarihiAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2012901 okunma
6/10
·96 syf.··
2026 32. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:36
Acaba şiir mi okuyorum, yoksa Nurullah Genç bana bir şeyler mi anlatıyor? diye düşündüm. Tamam duygusu var, samimiyeti de var ama şiirin bende bıraktığı o çarpıcı etkiyi pek bulamadım açıkçası. Birçok yerde dizelerden çok anlatılan düşünceler öne çıktı. Belki de sorun bende; ben şiirde biraz kaybolmayı seviyorum, bu kitap ise sürekli elinden tutup bir şeyler anlatmak istiyor gibiydi. pek anlaşamadık bu konuda ama yine de içtenliği sayesinde son sayfaya kadar kendini okutmayı başardı.
Siyah Gözlerine Beni de GötürNurullah Genç · Birey Yayınları · 19982,957 okunma
UNUTMALI MI, UNUTMAMALI MI?
9/10
·280 syf.··
2026 18. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 12:26
Unutmak tanrının insana bahşettiği en muazzam hediyelerden birisi. Yaşanılan acıları, kötü günleri ağrıları bazen de hayatınıza girmiş değersizlikleri... Peki ya geçmişi tamamen Unutmak? Ait olduğun geçmişi ve anılarını Unutmak? Neyi unutabileceğimize karar verebilseydik değişir miydi hayatımız ? Kimbilir belki çok daha huzurlu olurduk ya da mutsuz olurduk ziyadesiyle... Mistik masalsı bir hikaye. Savaşta kazanan olmadığını vurguluyor bir kez daha. Savaşta kazanan devletler ama insanlar hep kaybediyor ,tarih ne olursa olsun, kazanan tarafta olsalar bile... Vicdanını,merhametini, kısacası insani tüm duygularını kaybediyor insan. Kazandığı ise bitmek bilmeyen bir öfke, intikam hırsı, onarılamaz bir yalnızlık... Kazuo Ishiguro savaşın farklı yüzünü masalsı mistik bir dille anlatmış. Devler, ejderhalar, ilginç yaratıklar unutmaya neden olan sisler... Kalın bir masal kitabı okuyor gibi hissettim kendimi. Hoş masallar hep mutlu son ile biter. Bizim bu masalımız pek de mutlu bitmedi. Yazarın hayal gücüne hayran oldum yazım şekline de bir o kadar. Çevirmen Roza Hakmen olunca da taşlar yerine oturmuş doğrusu. Sevimli yaşlılarımız( bana kitap boyu böyle hissettirdi) Beatrice ve Axl'ın birbirlerine sesleniş şekilleri çok hoşuma gitti. Beatrice sürekli "kocam" diyordu eşine Axl ise "Prensesim"... Ülkeleri üzerindeki sis hayatlarındaki bazı olayları unutturmuş insanlara. Bu sis perdesi bir ejderhanın nefesinden kaynaklı. Sonlandirabilmek için bu durumu ejderhayı öldürmek gerekiyor. Eee öldürsünler ve kalksın bu sis perdesi ne var ki diye düşündüm. Kitabın sonlarına doğru acaba unutmaya devam mı etsinler dedim sonra da aman ne kadar kötü olabilir ki herşeyi hatırlamaları dedim. sonra Beatrice ve Axl 'ın hayatları yavaş yavaş aydınlanınca bilmemek kadar bilmek de acı veriyor
Gömülü DevKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20182,050 okunma
8/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazılarıysa okurken sizi okur. Aldous Huxley'in Algı Kapıları ve Cennet ile Cehennem'i benim için ikinci gruptaydı. Sayfalar arasında ilerlerken sık sık başımı kaldırıp etrafıma baktım; sanki biri uzun zamandır kapalı tuttuğum algı kapılarını yavaşça aralıyordu. Kitap iki kısa metinden oluşuyor. İlkinde yazar, kendi meskalin deneyimini anlatıyor. Bunu yaparken hem laboratuvar titizliğini hem de şair duyarlılığını koruyor. Sıradan bir çiçeğin, bir kumaşın dokusunun ya da gündelik bir nesnenin nasıl birdenbire olağanüstü bir şeye dönüşebildiğini aktarıyor. En çok etkilendiğim yer de burası oldu. Beynimizin sürekli "işe yarıyor mu, tanıdık mı?" diye süzerek algıladığı dünyayı bir anlığına olduğu gibi, daha canlı görebilme ihtimali... Yazar bunu bir kaçış olarak değil, dünyaya dönüş olarak yorumluyor. Sıradan bir çiçek mucizevi hale geliyor ama aslında daha az değil, daha çok çiçek oluyor. Daha gerçek, daha yoğun, daha dikkat çekici. Kitabın merkezindeki bu "filtre" fikri, Bergson'un düşüncelerinden besleniyor. Buna göre beyin, bizi hayatta tutabilmek için gerçekliği sürekli sadeleştiriyor; gerekli olmayan ayrıntıları ayıklıyor. Yazar ise bu süzgecin bir anlığına kalktığı deneyimleri hem bir bilim insanının merakıyla hem de bir sanatçının duyarlılığıyla kayda geçiriyor. İkinci bölümde işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Sadece güzel görüntülerden ve aydınlatıcı deneyimlerden söz etmiyor; karanlık, sıkışmış ve ürkütücü halleri de aynı açıklıkla anlatıyor. Bu yüzden kitap bana dürüst geldi. Ne deneyimleri romantize ediyor ne de her şeyi büyüleyici göstermeye çalışıyor. Okura yalnızca cennetin anahtarını uzatmıyor, cehennemin kapısının da aynı koridorda olduğunu hatırlatıyor. En hoşuma giden yönlerinden biri de sanatı, dini ve mistik deneyimleri aynı
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,437 okunma