Siyasetin iç işleyişleri konusunda ilk elden deneyimleri olan Prusyalı devlet adamı Otto von Bismarck'ın görüşü yer alıyor: "Devlet adamının görevi tarihin koridorlarında yürüyen Tanrı'nın ayak seslerini duymak ve O geçip giderken paltosunun kuyruğuna yapışmaya çalışmaktır.
Sayfa 633·Kitabı okuyor
Avustralya'da bir toplum yaratmayı başaranlar olduysa onlar da Avustralya yerlileriydi. Kuşkusuz onların yarattıkları toplum okuryazar değildi, yiyecek üretmiyordu, sanayi demokrasisine sahip değildi. Bunların nedenleri doğrudan doğruya Avustralya'nın doğal çevresinin özellikleriyle ilgili.
Sayfa 479·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
GÖLGE ve KAN ALINTI 4
Mantığının önüne geçen paranoyası yüzünden, ailemize Tanrı bilir ne tür hastalıklar bulaştırırlar diye bütün hizmetçilerimize kovmuş ve yerlerine yenilerini tutmuştu. Yeni hizmetkarların da hastalığın kol gezdiği dünyadan geldiklerini düşünürsek, evimize mikrop taşınma ihtimalinin değişmediğini ona anlatmanın hiçbir yolu yoktu. ( babasının böyle paranoya olması ಠ⁠_⁠ʖ⁠ಠ )
Sayfa 44 - Ephesus Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
"Başkaları neden bizim kadar mutlu olamıyor peki?" "Çünkü kendilerini üzecek yanlışlar yapıyorlar. Birbirlerini öldürüp sonra da yas tutuyorlar. Ölenin, gidenin, kaybolanın yasını tutuyorlar. Birbirlerinin dillerini zehirliyorlar. Dillerindeki zehirle konuşuyorlar, konuştukça daha çok zehirleniyorlar. Dil, insanı zehirliyor, acı çektiriyor, insana doğru düzgün bir kimlik, kişilik kazandırmıyor, mikrop gibi insandan insana yayılıyor. Herkes aynı sözcüklerle anlaşıyor, aynı sözcükleri kullanıyor. Bu sözcükler virüs yayıyor. Mikroplar, virüsler nasıl ki kimseye ait değil, herkese zarar veriyorsa, dil de kimseye ait olmadığı için her-kese zarar veriyor. Dil kimseye özel değil, çocuklar, herkese yabancı, insanı kedine yabancılaştırıyor, insanın kendini tanımasını zorlaştırıyor, insanı doğasından uzaklaştırıyor. İnsan hep dilin gerilimine, yalanına maruz kalıyor. Düşünün birçok insan birbirine sevdiklerini söylüyor ama gerçek manada kimse kimseyi sevmiyor."
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Tanrı Efe’ye “Ormanımı insanla doldurmak için çocuk yap” dedi. “Mutlu olmaları için onlara her şeyi vereceğim. Asla çalışmak zorunda kalmayacaklar. Dünyanın efendileri olacaklar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Onlara yasakladığım sadece tek bir şey var. Şimdi iyi dinle, sözlerimi çocuklarına ver ve onlara bu emirleri her yeni nesle aktarmalarını söyle. Tahu ağacı kesinlikle insana yasaktır. Asla herhangi bir nedenle bu kanunu çiğnememelisin." Efe bu komutlara itaat etti. O ve çocukları asla o ağacın yakınına gitmedi. Birçok yıl geçti. Sonra Tanrı Efe’ye konuştu, “Yukarı cennete gel. Yardımına ihtiyacım var!” Böylece Efe yukarıya, gökyüzüne gitti. O gittikten sonra, atalar çok çok uzun bir süre boyunca onun kanunlarına ve öğretilerine göre yaşadılar. Sonra çok korkunç bir günde bir hamile kadın kocasına şöyle dedi: “Hayatım, tahu ağacının meyvesini yemek istiyorum.” Kocası “Bunun yanlış olduğunu biliyorsun" dedi. Kadın “Neden?” diye sordu. Adam "Kanuna aykırı” diye cevapladı. Kadın “Bu aptal eski bir kanun. Kime daha çok önem veriyorsun? Bana mı yoksa aptal eski bir kanuna mı?” dedi. Tartıştılar ve tartıştılar. Sonunda adam pes etti. Derin, çok derin ormana gizlice sokulduğunda kalbi korkuyla attı. Yakına ve daha yakma geldi. İşte oradaydı, Tanrının yasak ağacı. Bu günahkar bir tahu meyvesi kopardı. Onu soydu. Kabukları bir yaprak yığını altına gizledi. Sonra kampa geri döndü ve meyveyi karısına verdi. Karısı tadına baktı. Kocasına da tadına bak diye ısrar etti. Adam bunu yaptı. Tüm diğer pigmeler de bir ısırık aldılar. Herkes yasak meyveyi yemişti ve herkes Tanrının asla bunu öğrenemeyeceğini düşünmüştü. Bu sırada ay meleği yüksekten seyretmişti. Sahibine aceleyle bir mesaj taşıdı: “İnsanlar tahu ağacının meyvesini yemiş!” Tanrı çileden çıkmıştı. “Emirlerime karşı
Alıntı
“(…) Mutsuzluk bütün beynine yayılmış bir tümör. Bedenin de, belki de içine kendin yerleştirdiğin mikrop tarafından çökertilmekte. Hâlâ mutluluktan bahsediyorsun. Senin ruhun hasta. İyileşemezsin...”
Sayfa 464 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce