Eleştirenler, dırdırcılar, hırlayanlar ve diğer kötümser tipler de özgüven sarsmaya bayılırlar, böylece sizi daha da zayıflatmak ve size negatif bir hayat hissi tattırmak isterler.
Genel olarak insanlar hep mutsuzluklarının toplamını yapıp dururlar - nevrozun ya da depresyonun başladığı nokta tam da budur; dırdırcılar gibi mutsuzluklarımızı sayar dururuz...
Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem;bu adamlar yaşamanın sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlere kaynaşırlar;sinekler gibi, cilalı, pırıl pırıl yerlerde tutunamaz,pürtüklü,pürüzlü yere abanır, oralarda rahat ederler ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler.
Dırdırcılar:
Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem;bu adamlar yaşamanın sevinçlerine yan çizer,dertlere can atar,dertlerle kaynaşırlar; sinekler gibi,cilalı, pırıl pırıl yerlerde tutunamaz,pürtüklü, pürüzlü yerlere abanır,oralarda rahat ederler ya da sülükler gibi kara kan içer,kanla beslenirler.
İnsan ve ötesi:
Kendini beğenmek insanın özünde,yaratılışında olan bir hastalıktır.İnsan yaratıkların en zavallısı,en cılızıdır;öyleyken en mağruru da odur.
Yaşamak ve çalışmak:
Biz pek şaşkın varlıklarız:Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz.—Birşey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir.
Karanlık adamına göre değişir. Kimi zaman aynı adı taşıyan denizler için söylendiği gibi okşayıcı ve durgundur, kimi zaman da korkutur. Sessizliğin de çeşitleri vardır. Ya mırmırlar ya da üstüne yumulup kemik gibi kemirir seni. Bar bar bağırıp da işitilmeyen seslerle dolu sessizlikler vardır.