Aslında, kendimizi anlamsız ve hasmane bir evrenle sarsılmadan yüzleşebilecek ve kendimiz için kurallar koymayı becerebilecek hem narin hem de cesur varlıklar olarak görmek, örneğin Camus'un yazılarında gördüğümüz gibi, ilham verici olabilir.
Oysa sonra anladık ki, toplumsal yaralardan söz etmek boşuna zaman kaybetmekten başka bir işe yaramıyor, bizi yalnızca bayağılığa ve ukalalığa götürüyor; gördük ki, toplumun önderleri ve suçlayıcılar denilen aklı evvellerimiz bir işe yaramamaktadır ve bizler boş yere çabalayıp durmaktayız, bir çeşit sanattan, bilinçsiz bir yaratıcılıktan, parlamentarizmden, barolardan, bilmem daha nelerden dem vuruyoruz ama karnımızı doyuracak bir lokma ekmek bulamazken ve en kabasından batıl inançlar iflahımızı keserken, anonim şirketler sırf dürüst insanımız az oldugu icin karınlarını, ceplerini tıka basa doldurmaktadırlar; devletin yerleştirmeye çalıştırdığı özgürlükse hiç işimize yaramamaktadır, çünkü köylümüz, sırf meyhanede içebilmek uğruna kendi kendini soymaktan mutludur...