«Tanrı'nın sırlarına akıl erdiremediğimizden, sadece inanmak mı gerekir? Yoksa akıl yürütme yollarıyla anlamak, çözümlemek, gerçeği bulmak da mümkün müdür? Bir başka deyişle biri Tanrı'nın metinler ve sözler aracılığıyla vahiy edilen, diğeriyse zihnimiz üzerinden keşfettiğimiz iki farklı hakikatle mi karşı karşıyayız? Bu iki hakikat aynı mıdır? Yoksa uzlaştıramaz mıyız? Ya da birbiriyle uyumlu mudur? Bu sorular, çok sayıda filozofve âlimin zihnini meşgul etmiştir.»
Ay sesiyle, gün sesiyle, gül sesiyle
Tırmanırım kalbinin tepesine ve işte
Zakkumların diliyle konuşabilirim seninle
Rüzgârın ve acının bildiği dilde
Acelesiz, hiç yarışmadan
Sessiz oturabilir miyiz seninle?
Ölü duvarlar. İnsanın soluğunu daraltan duvarlar. Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı.
Kent sokaklarında çıkan her benlik değiştirilmiş, takınılmış bir kişilik değil mi. Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz. En çok duvarlar arasında direnmiyor, en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz. Duvarlar ardında bu doyumsuz yaşamdan soluklar alarak ve alamayarak ayrılmayacak mıyız.
"Bence bugünlerdeki en
büyük direniş, insan kalmaya çalışmak.
Arada bir iyi bir resme
bakmak, iyi bir müzik dinlemek, doğru dürüst bir kitap okumak gibi.
Çünkü o kadar çok iğdiş
ediyor ve bizi
katılaştırıyor ki bu hayat, bir gün tüm işler düzelse bile biz kalacak mıyız, orada biz de olacak mıyız, emin değilim."
—Ece Temelkuran