Mihriban Karadağoğlu

Mihriban Karadağoğlu
@mkaradagoglu
10/10
·152 syf.·
2020 54. kitabı
Freud ilk kaygı teorisinde kaygıyı daha ziyade bastırılmış libodoyla ilişkilendirir (1895'te yayımlanmış, "Kaygı Nevrozu" Olarak Tanımlanan Belli Bir Sendromun Nevrasteniden Ayrı Değerlendirilmesinin Gerekçeleri Üzerine, adlı makalesi, [Psikopatoloji Üzerine]), ancak "Ketlemeler, Semptomlar ve Kaygı" adlı 1926 tarihli çalışmasında görüşlerini değiştirir(yukarıdaki eserde bu makale de bulunmakta). Burada kaygı bir tehdit beklentisiyle nitelenir ve bastırmanın sonucu olarak değil, nedeni olarak karşımıza çıkar. Freud şunu sorar: Neden kaygıya verilen tepkilerin tamamı nevrotik değildir. Yani "Gerçekçi Kaygı" ile "Nevrotik Kaygı" arasındaki fark nedir? Gerçekçi kaygı bilinen bir tehlikeye karşı gösterilir, nevrotik kaygı ise bilinmeyen bir tehlikeye karşı, fakat bu nevrotik kaygı için basitçe nesnesiz korkudur diyemeyiz. Nevrotik kaygı daha ziyade nesnesizlikle değil bir nesnenin kaybolmasıyla bağlantılıdır ki bu da Freud'a göre kastrasyon ve ölüm korkusuyla iç içedir. Fakat nesneyi kaybetme ihtimalinin özne için doğurduğu tehlike, nesnenin zaten, özne için çoktan kaybeldiği gerçeğine karşı bir maskedir yani "kaygı durumunda, öznenin nesnenin kaybolmasının kendisi için doğurduğu tehlikenin ta kendisinden dehşete kapıldığı sonucuna varabiliriz" (s. 29). Lacan ise Freud'un bu kaygı teorisini ele aldığında, kaygının Öteki'yle olan özel ilişkisine dikkat çeker. Özne, Öteki'nin bütün olmayışıyla, onun tutarsızlığı ve çelişkisi karşısında, Öteki'nin arzusu problemine takılır: Öteki'nin benden arzu ettiği şey nedir? Öteki'ndeki bu çatlağa ancak kendi çatlağıyla karşılık verebilir özne, ve bu konumda da kaygı duyar. Yani bir eksiklik ile karşılaştığı için değil eksikliğin olmadığı yerde bir nesnenin bulunması sebebiyle. Özne, kaygı yaşamamak
Kaygı ÜzerineRenata Salecl · Metis Yayınları · 2021437 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·233 syf.·
2020 47. kitabı
Zizek'in, sinema ve edebiyat ağırlıklı olmak üzere popüler kültür ürünlerini analize tutarak Lacancı teoriye yaptığı bu girişte, arzu, dürtü, müstehcen yasa, bakış(gaze), sinthome, Gerçek gibi kavramlara ağırlık verilir. Özellikle bakış(gaze)'ı Hitchcock filmlerinden hareketle yorumlar Zizek. Lacan'ın 11. Seminerde söylediklerini de göz önüne alınca bakış'ın oluşum mekanizması benim için hala netlik kazanmadı, onun ne olduğundan ziyade nasıl olduğunu/oluştuğunu kavrayamadığımdan üzerine yazmayı ileri okumalardan umuyorum. Şimdilik aşağıda 20. Seminer Encore'deki şemayı ele almakla yetinicem, ek olarak kitaptaki filmleri not olarak bırakıyorum. Lacan'ın 20. semineri Encore'deki şeması >> (i.imgyukle.com/2020/07/19/SO0H...) Zizek kitabının yedinci bölümünde "Nesne Var Nesne Var" başlığı altında, dürtü ve arzu nesnesi dışında psikanalizdeki bir başka nesneyi tanımlar; küçük Gerçek nesnesi. Dürtü ve arzu nesneleri? Arzuyu, doğduğu yer olan ihtiyaç-talep ikilisinden hatırlayacak olursak o, talepten ihtiyacın çıkarılmasıyla artık kalandır. Talebin karşılayamadığı koşulsuz aşk beklentisinin, geride özneye bıraktığı şey olan arzu, metonimik, diyalektik bir harekettir. Bu nedenle öznenin arzu ettiği nesne her zaman başka bir nesnedir. Arzu, özneyi, nesnesine kavuşmaya, onu ele geçirmeye, onunla birleşmeye ve tatmine sevk eder ki bu mümkün değildir. Ve bu mümkün değillik noktasında dürtüye dönebiliriz çünkü (her) dürtü ancak bir kısmi dürtü olduğu gibi yine kısmi bir tatmin getirir. Dürtü, arzunun içine daldığı diyalektik ağdan uzak bu diyalektik harekete direnen taleptir. Dürtü arzunun aksine inatçıdır, "mekanik bir ısrardır". Bir hedefe/nesneye varmaktan ziyade onun etrafındaki yolu turlar, nesneyi tavaf eder. Dürtü, arzu gibi mitsel bir birleşmeyle nitelenemez,
Felsefe
Yamuk BakmakSlavoj Zizek · Metis Yayınları · 2022472 okunma
10/10
·419 syf.·
2020 23. kitabı
Spinoza'ya göre özgürlük, kültürel ve dini yanılsamalardan kurtulmaktır; yalnızca aklın egemenliğinde yaşayan insan özgürdür, fakat bu, mantığa uygun/rasyonel davranma Spinoza'da doğanın zorunluluğunun şeylerini yapmaktan başka bir şey değildir. Spinoza'nın sonsuz ve mutlak Tanrı diye ifade ettiği Doğa'da da ereksellik yoktur; gün ve gece, kederimize ve sevincimize aldırmadan başımızın üstünde döner durur. Doğa ya da Tanrı amaç gütmediğinden ötürü mükemmeldir, gerçektir, dayatır kendini insanın arzusuna. Duygularının esaretinde yaşayan insanın ise dıştan belirlenmiş, pasif bir kişiliği vardır, ancak etkin, kendini belirleyen bir kişiliğe yani özgürlüğe, akıl ile varabilir insan. Ve ona göre de yaşamın amacı budur; esaretten kurtulmak. Bu da ancak hayallerden yani fantaziden kurtulup yaratıcı güçleri devreye sokarak mümkün olabilir. Spinoza'nın Conatus kuramının ilk önermesi ise şudur: "Tek tek her şey var olduğu sürece kendi varlığını sürdürmeye çabalar." Conatus, varlığı sürdürme isteği, evrensel yaşam mücadelesi anlamına gelir. Hatta Kabalcı baskısını okuduğum eserin kapağında şu ifade yazılı: "...hiç kimse yarası iyileşecek umuduyla yaralanmak, sağlığına kavuşmak için hastalanmak istemez. Çünkü her insan mevcudiyetini korumaya ve her zaman mümkün mertebe kederden uzak durmaya çabalar." Oysa biz biliriz ki tam olarak yaptığımız da budur. Biz değil miyiz, inandığı şey uğruna canını hiçe sayan veya biraz olsun yüzeye yaklaşabilme umuduyla dibe daha çok batan...Ve Spinoza, bu noktada, intihar eden kişi için yalnızca zayıf karakterli demekle yetinir. Nietzsche ise karşı çıkar buna, "herkes hayatını sürdürmek için değil yalnızca daha fazlasını alabilmek için elinden geleni yapar." yani Spinoza'nın Conatus'u temelde bedenin dış etkenlere karşı kendini savunması iken
Felsefe
EthicaBaruch Spinoza · Kabalcı Yayınları · 20132,184 okunma
Lacan'ın Arzu Grafiği ve Hitchcock'un The Birds Filmi Üzerine
9/10
·185 syf.·
2020 28. kitabı
İncelemenin ilk kısmında Lacan'ın Arzu grafiğini ele aldıktan sonra, Hitchcock'un The Birds (Kuşlar) filmi üzerine Bakır'ın söylediklerine ek olarak getirmek istediğim birkaç yorumu paylaşacağım. Arzu grafiğinin dört şeması üzerinden öznenin yapılanma süreci >> Şekil 1 - i.imgyukle.com/2020/05/04/rXgK... Burada S-S', vektörü gösterenler zincirini temsil ederken Üçgen-$, vektörü de öznenin niyet zinciridir. S(Signifiant), sembolik düzenin gösterenler ağının başlangıcıdır. S', ise özneye dahil gösterilenlerin sembolik ağdaki gösterenler ile düğümlenişiyle anlamın yaratıldığı gösterenler ağının sonsuzluğudur. "Üçgen", simgesel evrene girmemiş, mitik, özneleşme öncesi saf ihtiyacın öznesini(!) simgeler. Saf ihtiyacının giderilmesi için niyetlenen özne takıldığı gösterenler ağında yarılır ve bölünmüş özne olarak ortaya çıkar. Bu iki vektör iki noktada kesişir ve gösterge oluşturur yani kapitone noktası. Kapitone noktası bebeğin içindeki gösterilenler ile simgesel evrendeki gösterenlerin düğümlenip anlamın ortaya çıktığı duraktır. Fakat elbette gösterenin ve gösterilenin anlamı yaratan bu buluşmasından geriye bir artık kalır; özne eksiktir. Bizim sık sık dile getirdiğimiz, "kelimeler kifayetsiz kalıyor" deyiminde açık ettiğimiz şeydir, kelimelerin yetişmediğidir eksik. Derdimizi anlatırız ama sonunda söylediklerimize ve yazdıklarımıza geri dönüp baktığımızda içimizdeki o şeye yabancılaşan ucube sözcükleri görüveririz. Özne ortasına düştüğü sembolik evrenin kendine yapıştıracağı anlama zorunludur, yalnızca saf ihtiyacını karşılamak için ağlayıp sızlarken, çaresiz, imgesel ve simgesel evrenin büyüsüne kapılır. Bu da imgesel ve simgesel özdeşleşmelerle karakterize olan ikinci adımdır. Şekil 2 - i.imgyukle.com/2020/05/05/rXhV... Bu şemada, özne
Sinema
Sinema ve PsikanalizBurak Bakır · Hayalet Kitap · 200811 okunma
10/10
·96 syf.·
2017 180. kitabı
Freud'a göre dürtü ile nesne arasında doğuştan gelen özel bir bağ yoktur, bu bağ ancak öznenin tekrarlayan deneyimleriyle birlikte oluşur oysa Klein'e göre çocuk, bünyesel olarak içgüdü tatminine yönelik nesne ve ilişki arayışıyla donatılmıştır; başlangıçtan gerçekliğe dönüktür ve onu bekleyen anneden bihaber değildir. Freud içe yansıtma mekanizmasını, nesne kaybı karşısındaki bir savunma olarak düşünmüşken Klein'e göre bu mekanizma çok daha temel bir kaygıya karşı çalışır: korkutucu iç dünya karşısındaki kaygıya, yani çocuk içindeki zulmedici kötülüğe, dışarıdaki iyi ile karşı koymaya çalıştığı için içe yansıtma yapar. Yine Freud'a göre kaybedilen nesnenin getirdiği eleme ve dış dünyanın hayal kırıklıklarını telafi etmek için fantazi faaliyeti baş gösterir, oysa Klein'e göre fantazi, içgüdüsel işlevselleğin bir ifadesi olduğu gibi yine içgüdüsel işleyişin yarattığı kaygıya karşı bir savunmadır. Çocuk başlangıçta dış dünyayı tamamen iyi ve tamamen kötü olarak kutuplaştırır, henüz bütünleştirme ve sentez kabiliyetinden yoksun olan yavru annenin iyi ve kötü davranışlarını yalnızca o annede toplayamaz. Bu bölme(splitting) ve yansıtmalı özdeşleşme(projective identification) mekanizmalarına, nesne ekolünden, günümüz psikanalizinin önemli isimlerinden biri olan Kernberg'in Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm kitabını incelerken değinmiştim. [#63661650]. Bir kadının kasıklarında zillenmiş, atom bombası düşmüşken ciğerlerine, annenin bacak arasında ağlamaya başlamış yavrunun baskın duygusu hasettir. Haset eksiklik duygusundan kaynaklanır, öyle bir şeydir ki kendini doyuran memenin içini bokla doldurmak ister hasetli bebek. Annenin memesi cennet bahçesine alır yavruyu, ancak haset duyan yavru onu doyuran eli ısırır. "O cennet benim değilse,
Haset ve ŞükranMelanie Klein · Metis Yayınları · 20161,010 okunma