İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bir nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna “içimdeki şeytan” diyordum. Müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde; haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. İçimizdeki şeytan yok. İçimizde acizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var.
Soluk, sanki küf bir yeşil. Baharı göğüslemekte Yeniköy adı altında; Boğaz'da limon küfü pastel ahşap. Kocaman bir akvaryumu andırıyor Akvaryum Birahanesi. Hepimiz biraz balık, biraz bahar nezlesi, biraz şiir, bir o kadar parasızlık...