Arzuların itkisi olarak keyifli olan, nereden gelirse gelsin ve tasarımı (nesnel olarak ele alındığında duyu ve duyumun tasarımı) ne kadar farklı olursa olsun, her zaman aynı tarzdadır. Bu nedenle onun zihin üzerindeki etkisini yargılamak için yalnızca cazibenin sayısı (eşzamanlı ve ardışık) ve keyifli duyumunun ölçüsü yeterlidir, ve dolayısıyla bu, yalnızca nicelik aracılığıyla anlaşılır kılınabilir. Kültüre bir katkısı olmaz, salt bir zevk meselesidir. Güzel ise aksine, nesnenin, kendisini anlaşılır kılan ve kavramlara götüren belirli bir niteliğinin tasarımını gerektirir, bu da kendisini anlaşılır ve kavramlara götürülebilir (estetik yargıda bu gerçekleşmese de) kılar, ayrıca haz duygusundaki amaçlılığa dikkat etmemizi öğrettiği için kültüre katkıda bulunur. Yüce yalnızca, doğanın tasarımında duyusal olanın aynı zamanda olası bir duyularüstü kullanım için uygun olduğu yargısına varıldığı bir ilişki içinde oluşur. Öznel olarak uyandırdığı duyguya göre yargılanan mutlak iyi (ahlaki duygunun nesnesi), öznenin güçlerinin, kendisini mutlak biçimde dayatan bir yasanın tasarımı tarafından belirlenebilirliğidir ve bu şekilde modalite ile, yani a priori kavramlara dayanan zorunluluğuyla diğerlerinden ayrılır; bu zorunluluk bir sav değil, herkesin uyması, herkesin kabul etmesi gereken bir buyruk içerir ve kendi başına estetik değil, saf entelektüel yargı gücüne dayanır, bu şekilde de reflektif değil, belirleyici yargıya; doğaya değil, özgürlüğe atfedilir. Ancak, öznenin-ki içinde kendi duyusallığında engeller hisseden, ama durumunun değişmesiyle bu engelleri aşarak duyusallığa üstünlük kurabilen bir öznedir bu bu ide tarafından belirlenebilirliği, yani ahlaki duygu, estetik yargı gücü ve onun biçimsel koşullarıyla, ödev gereği yapılan bir eylemin yasaya uygunluğunu, onu aynı