Arzuların itkisi olarak keyifli olan, nereden gelirse gelsin ve tasarımı (nesnel olarak ele alındığında duyu ve duyumun tasarımı) ne kadar farklı olursa olsun, her zaman aynı tarzdadır. Bu nedenle onun zihin üzerindeki etkisini yargılamak için yalnızca cazibenin sayısı (eşzamanlı ve ardışık) ve keyifli duyumunun ölçüsü yeterlidir, ve dolayısıyla bu, yalnızca nicelik aracılığıyla anlaşılır kılınabilir. Kültüre bir katkısı olmaz, salt bir zevk meselesidir. Güzel ise aksine, nesnenin, kendisini anlaşılır kılan ve kavramlara götüren belirli bir niteliğinin tasarımını gerektirir, bu da kendisini anlaşılır ve kavramlara götürülebilir (estetik yargıda bu gerçekleşmese de) kılar, ayrıca haz duygusundaki amaçlılığa dikkat etmemizi öğrettiği için kültüre katkıda bulunur. Yüce yalnızca, doğanın tasarımında duyusal olanın aynı zamanda olası bir duyularüstü kullanım için uygun olduğu yargısına varıldığı bir ilişki içinde oluşur. Öznel olarak uyandırdığı duyguya göre yargılanan mutlak iyi (ahlaki duygunun nesnesi), öznenin güçlerinin, kendisini mutlak biçimde dayatan bir yasanın tasarımı tarafından belirlenebilirliğidir ve bu şekilde modalite ile, yani a priori kavramlara dayanan zorunluluğuyla diğerlerinden ayrılır; bu zorunluluk bir sav değil, herkesin uyması, herkesin kabul etmesi gereken bir buyruk içerir ve kendi başına estetik değil, saf entelektüel yargı gücüne dayanır, bu şekilde de reflektif değil, belirleyici yargıya; doğaya değil, özgürlüğe atfedilir. Ancak, öznenin-ki içinde kendi duyusallığında engeller hisseden, ama durumunun değişmesiyle bu engelleri aşarak duyusallığa üstünlük kurabilen bir öznedir bu bu ide tarafından belirlenebilirliği, yani ahlaki duygu, estetik yargı gücü ve onun biçimsel koşullarıyla, ödev gereği yapılan bir eylemin yasaya uygunluğunu, onu aynı
Sayfa 116 - Alfa Yayınları
Alıntı
Kant'a göre bilgi, nesnenin görüde verili olmasını ve kavramlar vasıtasıyla düşünülmesini gerektirir. Modalite kategorilerinden mevcudiyet nesnelere, nesnenin verili olmasını, nesnenin bir fiilî görüye (his yoluyla) olan bağlantısını açığa çıkararak uygulanır. (KrV A218/B266) Muhtelif gerçekliklere dair kavramların yüklenebileceği bir özneyi 'vazeden', 'vardır' veya 'mevcuttur'un ifade ettiği şey de nesnenin verililiğidir. Görü, kavramaktan farklı bir bilme fonksiyonu olduğu için, bilmenin bu şartını hiçbir kavram açığa çıkaramaz. Dolayısıyla, bir nesnenin mevcudiyeti hiçbir zaman kavramında kapsanamaz; her zaman kavramın nesnesinin içinde verili olduğu görü yoluyla eklenmek zorundadır.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sekülerleşme tezi adıyla ünlenen eski paradigmadır. Buna göre modenite, mutlak surette sekülerleşmeyi doğuracak ve nihayette dinin yok olmasına yol açacaktır. "Ne kadar modernleşme, o kadar sekülerleşme" şeklinde özetlenebilecek bu tez, yaklaşık üç asırdır sosyal bilimciler ve entelektüeller arasında yaygın söylem olarak kullanıldı.
Alıntı
ilahiyatçılar
Hadislerin sayılması uydurma hadislerin peşine düşürmesi ilahiyatçıları dedektife çevirdi onların uydurma hadis dediği hadislere bakınca aslında ne mal oldukları anlaşılacaktır uydurma hadis nefislerin işine gelmediği ve ilahiyatçıların moddanize edemediği ilimin ışığında açıklanmayan hadislerdir nefsimize uyduramadığımız hadislere uydurma hadis diyoruz.
Alıntı
Aristoteles'in formel mantığına geçmek için konuyu biraz daha hızlı işlemeliyiz. Önermeler öğretisi ile bağlantılı olarak Aristoteles, dört önerme türü arasındaki tanıdık ayrımı niceliklerine (tümel veya tikel olarak) ve niteliklerine (doğrulayıcı ya da yanlışlayıcı olarak) göre belirler ve zıt ve çelişkili karşıtlıkları bu şekilde ele alır. Bu yaklaşım, formel mantık üzerine yapılan temel çalışmalarda hala konunun ele alınmasının temelini oluşturmaktadır. Ayrıca günümüzde yaygın olarak temel kitapların dışında bırakılan bir konuyu yani problematik önerme ("x, y olabilir."), iddia ("x, y'dir.") ve zorunluluk ("x, y olmalıdır.") arasındaki tipik ayrımı, tüm bu formların birbiriyle çelişme biçimini büyük ölçüde ele almaktadır. Aristoteles için modalite, nicelik veya nitelik gibi formel bir ayrımdır; çünkü olumsallığın ve zorunluluğun sadece bilgimizin durumunu değil, aynı zamanda Doğa düzeninin gerçek ve nesnel özelliklerini temsil ettiğine inanır.
Bulunuşluk ve anlama insanın varolabilmekliğini, onun en kök olanağını açığa sererler. Öyleyse bulunuşluğun zorunluluğu anlamanın olanağında çakışır ve dünyada-olma ikisinin özdeşlik ilişkisinden edimsellik olarak yükselir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Heidegger için bu üç modalite kategorisinin öteki varolanların alanına ait olmasından dolayı özenle kullanıldığıdır. En yüksek kategorinin insan için olanak olmasının nedeni de budur.