"İnsan sevdikçe ve paylaştıkça çoğalır. Yalnızlık modern çağın bir hastalığı gibi görünse de, aslında etrafımızda insan olmamasından değil; gönül bağları kurmayı unutmuş olmamızdan kaynaklanır."
Sömürgecilik sömürgelerde değil, Avrupa'nın kendisinde başladı ve bunun sebebi erken modern Avrupa'nın, bilginin sistematik bir şekilde doğayı, kendi benliğimiz de dahil olmak üzere, boyunduruk altına almak için kullanıldığı bir arayışa girmiş olmasıdır.
İslam, insan doğasının sınırlarını kabul etmiş ve bunlarla baş etme adına pratik ve etkili çözümler sunmuştur. Hristiyanlığın aksine İslâm -ister insan doğasından ister doğal düzenden bahsedelim- doğayı ve onun gerekliliklerini hiçbir zaman inkâr etmemiştir. İslâm, insani ihtiyaçlarımızın kaçınılmazlığını kabul etmiş ve insanların para hırsı, cinsel arzuları gibi ihtiyaçlarını yönetmek için sağlıklı mekanizmalar kurmaya çalışmıştır.
Müslümanlar tarihte sadece ideal yaşama ulaşma çabasını göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu ahlak standartlarını kendi yaşam nizamlarının içine derç etmişlerdir. İslam medeniyeti, kendisi için bugün bildiğimiz her şeyden çok daha yüksek bir ahlak standardı yaratmayı başarmıştır.