Gerçekliği, olduğu haliyle algılayarak değil, gündelik pratikler içinde ortaya çıkan farklılaşmalara bağlı olarak biliriz.
Bir insan olmak gerçekte her zaman, şu veya bu betimleme altında, hem ne yaptığını hem de onu niçin yaptığını bilmektir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Modern toplum, dikkat krizini bireysel ahlak ve irade meselesi gibi anlatmakta çok mahirdir. Önümüze konan hikâye, küçük varyasyonlarla hep aynı kalır; bir yanda teknoloji denen ayartıcı güç durur diğer yanda onunla mücadele etmesi gereken “iradeli birey.” Mücadeleyi kaybediyorsak, açıklama çoğu zaman hazırdır. Yeterince disiplinli değiliz, yeterince güçlü değiliz, yeterince mindful değiliz. Kendimizi toparlayamamamız, karakter kusuru gibi sunulur; sanki iyi niyetli bir uyarıymış gibi ama altında ince bir utanç tonu taşır. Çözüm önerileri de aynı hatta dizilir: dijital detokslar, verimlilik uygulamaları, zaman yönetimi teknikleri, iradeyi güçlendirme egzersizleri... Kişisel cephaneliğimizi genişletmemiz beklenir; daha iyi bir savaşçı, daha dirençli bir kullanıcı, daha “kendini yöneten” bir özne. Böylece mesele bir insanla bir uygulama arasındaki küçük bir düelloya indirgenir. Oysa tam burada, bu kitabın itirazı başlar. İçimizdeki yargıcı susturmak ister; dikkatimizi bizi suçlayan o bireysel zindandan çıkarıp, içinde yaşadığımız mimarinin kendisine çevirmeyi amaçlar. Çünkü mesele, iradenizin “yetersizliği” üzerinden açıklanamayacak kadar büyüktür. Oyunun kendisi adaletsiz kurulmuştur, kurallar, taraflardan birinin elinde görünmez bir avantaj yaratır. Karşımızdaki şey, masum ve nötr bir teknoloji alanı değildir. Bu, insan psikolojisinin en derin zaaflarını, bağlanma ihtiyaçlarımızı, sosyal onay arayışımızı, merakımızı ve dopamin sistemimizin işleyişini bizden daha iyi tanıyan; dünyanın en parlak zihinleri tarafından tasarlanmış devasa bir davranışsal yönlendirme mimarisidir. İradenizle bir uygulama arasındaki küçük çekişme gibi görülmeyi sever çünkü o çerçevede yenilgi, sizin kişisel zayıflığınız gibi görünür. Oysa ortada sinir sisteminizle milyarlarca dolarlık bir
1000Kitap
"... eğer her ülkeden, her durumda, her inançta insanlar bu kadar kolayca kıyıcı katillere dönüşebiliyorsa, her çeşitten bağnaz çıkıp kendisini bu kadar kolayca kimlik savunucusu olarak kabul ettirebiliyorsa, bunun nedeni, kimlik konusunda bütün dünyada hâlâ ağır basan "kabile" kavramının böyle bir sapmayı desteklemesidir."
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Zaman zaman yaptığımız sohbetlerde, zamanında sosyoloji ve felsefe yüzünden karışmış kavramları kafamda sadeleştirdi. Mesela, modernitenin vazgeçilmez ve zamanüstü bir yenilik ideolojisi olmadığını, benzer asırların tarihte çokça yaşandığını, bugün modern denilen şeylerin de öncekilerden baskın hiçbir özelliği olmadığını anlatmıştır. Bu büyük bir sadeleşme, çünkü biz hep modern zamanlarda olmaktan dolayı karamsarlık duyuyoruz. Bu karamsarlık da pek çok şeyden kaytarmamıza vesile oluyor; umutsuzluk veriyor. Zaman o kadar kötü ki biz mazuruz falan gibi…
Sayfa 127 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
modern insanın kaçırdığı kendisidir. O, zamanını devamlı surette uyaranlarla doldurmakta, kendisini anın dışında tutmaktadır. Sürekli bir şey yapmakta ama aslında hiçbir şey yapmamaktadır. Onun devamlı panik halinde olması ve kaygılanması, kendisini hiç dinlememesi nedeniyledir. Oysa tek başına evinin önünde oturan bir ihtiyar; kendisiyle vakit geçirmekte, düşündüklerini zihninde berrak bir biçimde canlandırabilmekte, kendisiyle veya olaylarla yüzleşebilmekte, tartışabilmekte, öneriler geliştirebilmekte ve böylece de hem hayata hem de kendisine dair yeni farkındalıklar kazanabilmektedir. Oysa uyaranlara maruz kalarak gününü dolduran modern insan ancak başına bir talihsizlik geldiğinde kendisiyle yüzleşmektedir.
Sayfa 83·Kitabı okudu