Berber çırağı bana İsveçli olup olmadığımı soruyor. Amerikalı? Hayır, o da değil. Rus? E peki nereliyim o zaman. Bu tür milliyetçilik kokan sorulara karşı sessizliğe gömülerek, vatanımla ilgili duygularımı öğrenmek isteyen insanları cevapsız bırakmayı seviyorum. Bazı içtenlikler yaralar ya da can sıkar.
Bu kitabı beklediğimden fazla sevdim. 1941 de yayınlanmış hem filmi hem de dizisi olan bir kitabın Türkçemize daha geçen yıl çevrilmiş olması ne kadar yazık. Bu konuda Alakarga yayınlarını çok takdir ediyor ve destekliyorum; az bilinen, dilimize daha önce çevrilmemiş değerli eserleri bizlerle buluşturduğu için. Çevirilerini de beğeniyorum.
Mildred Pierce bana göre yazarın Postacı Kapıyı İki Kere Çalar kitabından daha iyiydi. Kitapta, 30’lar Amerikasında toplumsal yaşamı ve dönemin zorluklarını da konu alan, yeni boşanmış bir annenin zorlu ekonomi hikayesi ve kızıyla olan sağlıksız ilişkisini detaylı bir dille anlatıyor James M. Cain.
Spoiler! Gün geçtikçe dev dokunaçlı bir canavara dönüşen Veda’dan da, Mildred’in hastalık halini alan affediciliğinden de nefret ettim. Gördüğü kötü muameleye rağmen kızına olan bağlılığı resmen çileden çıkardı. Öte yandan hayata karşı feminist duruşu, azmi ve eşitlikçi tavrı hoşuma gitti. Kitabın son sayfasında okurun Mildred’a sinirini yatıştırmak ister gibi şöyle bir cümle var “Bir suçu varsa o da kızını çok sevmekti.”
Kendime not: Filmi ve mini dizisi de izlenmeli.
Mildred PierceJames M. Cain · Alakarga Sanat Yayınları · 201837 okunma
Ev dediğin müze değildir. Picasso tablolarıyla, oryantal kilimlerle ve Çin işi çömleklerle süslenmesi ya da Sheraton'daki odaları andırması gerekmez. Sana bir şey ifade eden eşyalarla döşenmiş olması gerekir.