bu kitapta yazarın ustalığı bence en çok, vermeyi amaçladığı mesajı verirken, anlatımında tarafsız kalabilmiş olmasında ortaya çıkmıştır. birbiriyle taban tabana zıt çok sayıda karaktere, okuruna tarifsiz bir gerçeklik hissi yaşatarak hayat vermeyi başarmıştır bana göre halide edip.
yaşar kemal'in hikayelerden oluşan bu güzel eseri bende derin izler bırakti. anlatimindaki insani icine ceken samimiyet ve hikayelerin can yakici seviyedeki gercekciligi muhtesemdi.
kitabın sonunda rifat ilgaz in sait faikle olan bir anisini paylastigi yazisi cok guzeldi. tuhaf duygular uyandirdi. turk edebiyatinin cok sayida usta isminin, yasarken degil de, daha ziyade olumlerinden sonra gercek manada markalastiklarini, hatta hak ettikleri degeri gormek bir yana hayatlari boyunca ciddi gecim sikintisi filan cekmis olduklarini gorunce sasirmadan edemiyorum. benzer orneklerle dunya edebiyatinin buyuk isimleri arasinda da rahatlikla karsilasilabiliyor biliyorum ama yine de normal goremiyorum bu durumu. bunun disinda kitap guzeldi. sait faik'in kendine has uslubunu sevenler icin bir solukta okunabilecek nitelikte oldugunu soyleyebilirim. yazarin, hikayeler arasinda bir orgu kurgulamis olmasi da ayrica hosuma gitti.
--- `spoiler` ---
haydar ustanın kılıcını yanına alıp binbir umutla önce adanaya sonra ankaraya gidişi ve buralarda başına gelen olayların büyük usta yaşar kemal tarafından efsanevi bir üslupla anlatılması beni derinden etkiledi. ankarada karşısına çıkan adamın haydar ustayı hak ettiği şekilde ağırlaması, gereken saygıyı ve ilgiyi ailesiyle ve tüm komşularıyla birlikte kendisine göstermesi, buna karşın yardım istemek maksadıyla konuştuğu ismet paşa dahil hiçbir güçlü ve nüfuzlu kişinin haydar ustaya da kılıcına da itibar etmemesi çarpıcıydı.
keremin çocuk aklıyla ve tüm masumiyetiyle obanın başına gelenlerden kendini sorumlu tutması, şahini hakkında duyduğu heyecan ve yaşadığı tarifsiz duygular... bütün bunların yine büyük bir ustalıkla anlatılıyor oluşu tek başına yetebilir yaşar kemal in nasıl da eşsiz bir yazar olduğunu idrak etmeye.
halilden, cerenden, yörüklüğün nasıl da hazin şekilde sona erdiği gerçeğinin okuyucunun yüzüne tokat gibi vuruluyor oluşundan bahsetmedim bile...
--- `spoiler` ---
yaşar kemal okumayı çok severim. bu nedenle bu kitaba başlarken, beklentimi yüksek tutmaktan kendimi alıkoyamadım. giriş kısmında yer alan yaşar kemal e ait açıklamayı okuyunca biraz şaşırdım. kitabin final bölümünü kendisinin yazmadığını, bu bölümde aslına tamamen sadık kalarak albay rüştü kobaşın anılarına yer verdiğini öğrendim. ancak kitabı okuyup bitirince hem beklentimin bütünüyle karşılandığını hem de final bölümü için büyük ustanın ne sebeple böylesine bir tercih yaptığını anladım. neticede bu eser yalnızca bir roman değil. aynı zamanda gerçek bir kişiye ait yaşam öyküsü. bu nedenle yaşar kemal büyük bir hassasiyet göstermiş. yapmış olduğu araştırmalardan elde etmiş olduğu bilgiler dışında pek bir şey yazmak istememiş. isteseydi çakırcalı mehmet efe hakkında ince memed benzeri ciltler dolusu bir eser meydana getirebilirdi.
bunun dışında, osmanlının son dönemine bambaşka bir açıdan ışık tutuyor bu kitap. söylemeden geçemedim. yalnızca çakırcalı değil genel olarak eşkıya meselesinin, ülke sınırları içinde nasıl bir hal aldığını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.
----spoiler----
albay rüştü kobaş ve meseleye onun gibi bakanlar hakkında da bir şey söylemek istiyorum. tamam anladım çakırcalı devletin itibarını zedeliyor. eşkıyalık meselesinin son bulması lazım buna katılıyorum. ancak halka zulmeden ve haksız kazanç elde etmeye çalışırken köylüyü çaresiz durumda bırakan ağalar hakkında da bu tarz bir endişe taşımışlar mı bu insanlar. bunu merak ediyorum ben de. zulme maruz kalan, hakkı yenen kim varsa, bu insanlar için adaleti kendi meşrebince tesis etmeye gayret eden bir tek çakırcalı efe var o dönemde. onu öldürmek bütün problemlerin çözülmesi anlamına mı gelecekti, devlet itibarının korunması açısından. rüştü kobaşın iyi bir asker olmasının yanısıra iyi de bir