6/10
·344 syf.··
2025 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2025 23:47
Halide Edib Adıvar’ın “Mor Salkımlı Ev”i, yalnızca bir yazarın yaşam öyküsünü değil, aynı zamanda Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan büyük bir tarihsel dönüşümün arka planını sunuyor. Kitabın ismini aldığı "Mor Salkımlı Ev", hem gerçek bir mekân hem de geçmişe duyulan özlemin ve hatıraların sembolü olarak ön plana çıkıyor. Kitapta Halide Edib’in ailesi, aldığı eğitim, Batı ve Doğu kültürü arasındaki çelişkiler, kadın kimliğini bulma süreci ve dönemin toplumsal yapısına dair pek çok önemli detay yer alıyor. Özellikle annesinin ölümü, babasının yeniden evlenmesi, kendisinin küçük yaşlarda okuma-yazmaya olan merakı ve Robert College’de aldığı eğitimi karakterinin nasıl şekillendiğini biraz olsun anlatıyor. Bir okuyucu olarak beni en çok etkileyen yönü, Halide Edib’in dönemin alışılmış kadın rollerinin dışına çıkarak güçlü bir birey olma çabasıdır. Kendisini yalnızca bir anne ya da eş kimliğiyle sınırlamadan, kalemiyle toplumda söz sahibi olmaya çalışan bir kadın olarak çizmesi hayranlık uyandırıcı. Aynı zamanda onun bu yolculuğu boyunca karşılaştığı zorlukları, iç çatışmalarını ve karar anlarını kendi iç sesiyle anlatması, kitabı sadece bir anı kitabı olmaktan çıkarıp derinlikli bir edebi esere dönüştürüyor. Bu eser, geçmişle bağ kurmak isteyen herkes için değerli bir kapı aralıyor; o kapıdan girince ise sizi mor salkımlarla bezenmiş bir hatıra bahçesi karşılıyor. Keyifli okumalar. Mor Salkımlı Ev Halide Edib Adıvar
1000Kitap
Mor Salkımlı EvHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20143,699 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2025 5. kitabı
Schopenhauer, kitapta aşkı romantize etmeyi reddeder. Onun gözünde aşk; bireyin mutluluğunu, iradesini ve özgürlüğünü hiçe sayan, türün devamı için doğanın bilinçsizce uyguladığı bir stratejidir. Tutkunun ve çekimin ardında bireysel anlamlar aramak, ona göre sadece Hollywood senaristlerinin böğyük oyunudur. Kadın ve erkek rolleri üzerindeki yorumları da oldukça tartışmalıdır; kadını, türün devamı için bir araç gibi konumlandırarak, dönemin cinsiyetlere bakış açısına sıkı sıkıya bağlı bir bakış açısı sergiler. Günümüzün eşitlikçi değerleriyle kıyaslandığında bu yaklaşım -haklı olarak- mor saçlı ablalarımızın sinir uçlarına kamikaze girişi yapacaktır. Bak şimdi Arthur... Sana Arthur dememde sakınca yok değil mi? Seni anlıyorum, mantıklı fikirlerin var. Belki aşk dediğimiz şey doğanın oyunudur. Belki bizi bir an cehennemin dibinde yakan bir an gökyüzünde meleklerle uçmamızı sağlayan o duyguların hepsi çocuk yapalım diye bizim irademizle değil de türün iradesiyle gerçekleşiyordur. Belki aşkın kaynağı biyolojidir, evrimdir, doğadır. Tamam. Ama ben kaynağını değil hissin kendisini sahiplenmeyi seçiyorum. Bu amına koyduğumun dünyasında inanmaya değecek ne kaldı elimizde? Modern hayat, ilkokul kantinlerinde satılan dışı süslü ama içi boş kalemlere benziyor. Her şey plastik, her şey sahte, her şey geçici. Uğruna savaşılacak ne varsa aldılar elimizden. Fenerbahçe’yi bile. Ne kalıyor geriye? Ne için yaşıyoruz? Sokaktaki diğer zombiler gibi para, itibar, başarı ve beğenilme peşinde mi koşacağız? Ya da senin gibi dağın başına çıkıp herkese, her şeye siktir mi çekeceğiz? Kusura bakma sayın Schopenhauer, biraz kendimi kaptırdım. Olayı iyice kişiselleştirip köpeğin Atma ile olan ilişkini buraya meze edecektim de saygı sınırlarında kalmakta yarar var. Söylediklerin benim dünyaya
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Ayrıntı Yayınları · 201816,8bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·124 syf.··
2025 51. kitabı
Başka bir dünya üzerinden gelen Zaia, cebindeki taşlar ile dünya üzerindeki görevlerini yerine getirmek istemektedir. Bu taşlar aslında kahverengi görünse de mavi, mor, yeşil, sarı ve kırmızı yani gökkuşağının renklerini taşıyan taşlardır. Taşlardan her biri farklı bir erdemi temsil etmektedir. • Bu taşlara sahip olan kişi taşların taşıdığı erdemleri yerine getirirse yüz yıl boyunca aynı yaşında kalacaktır. Bu ne kadar zor bir görev gibi gözükse de bu görevi başaracak olan Ali taşları teslim almıştır. Taşların her zaman kendi renginde parlayabilmesi için kişi erdemleri daima sürdürebilmelidir yoksa taşlarla kahverengine geri dönecektir ve taşlara sahip kişi de yaşlanacaktır. • Ali, uzun yıllar boyunca taşlara olan Erdem’in yerine getirmiştir ve aynı yaşında kalmıştır. Geride çok sevdiği eşini, evlatlarını ve sevdiklerini bırakmıştır. • Her ilgi çekici şeyin peşine düşen birileri olabileceği gibi bu taşın da peşine düşen birileri olmuştur. Ali bu kişilerle mücadele verirken taşları olan görevini yüz yıl boyunca sürdürmüş ve ödülünü almaya hak kazanmıştır. • Ali karakterinin bu süreçte verdiği mücadeleyi okumak oldukça keyifli ve heyecanlıydı. Alacağı ödülü çok merak ettim ve kitabın sonunda nasıl geldiğimi anlamadım.
Beş TaşZümrüt Özgüler · Metinlerarası Kitap · 202523 okunma
10/10
·240 syf.··
2025 4. kitabı
#pandadiyorki Bir Çakravartin'in Yol Hikâyesi//Kitap yorumu . Instagram hesabım @ hogwartspandasix . Anton. Bir akşam her şeyi, bütün hayatını ardında bırakıp kocaman bir yolculuğa çıkan adam. O Japonya'yı kuzeyden güneye kadar gezdi, sadece yağmur ormanlarından oluşan adalara ayak bastı. Sadece kuşların yaşadığı adalara hatta bugüne kadar hiç ayak basılmamış olanlarına... Teknesine atlayıp her birini gezdi. Sonra bir ormana yerleşti. Yakınından bir ırmağın geçtiği, bahçesinde mantarlar yetişen bir kulübe. Yerleşti fakat Anton o gezilerinden birinde çok önemli bir şey kaybetti. 6 ayını. Hiç hatırlamadığı, o süre zarfında ne yaptığını nerede olduğunu bilmediği koskoca 6 ay. İçinde koca bir boşluk. Sonra Anton bir yolculuğa daha çıkmaya karar verdi. Bu sefer ki meşakatli, bu sefer ki arayış dolu. Anton bu yolda kendini, kaybolan günlerini bulmaya çalışırken sizi de bambaşka bir yolculuğa çıkaracak. Eh çantalarınızı toplayın öyleyse. İyi yolculuklar . . Bu benim Selva Hanımdan okuduğum ikinci kitap ve kalemini bilmeme rağmen şok olmadan edemedim. Bir huzur var satırlarında, anlatış tarzında. Kullandığı zaman kipi kitabın kahramanı sizmişsiniz gibi hissettiriyor. Ordasınız o an. Mesela Anton'un yaşadığı ormanı öyle bir anlatışı vardı ki o ağaçların kokusunu aldığıma, saçlarımda bir tutam rüzgar hissettiğime yemin edecektim neredeyse. Biraz yavaş okuyayım şu hissin tadını çıkarayım diye düşünüyor insan fakat imkansız. Yolculuk bir an önce yaşanmayı talep ediyor, kitap elden düşmüyor. Bir kere konu çok orijinal. Merak öğesi hep çok diri. Burda da bir parantez açmak isterim ki bu kadar metafizik öğeler içeren bir konu nasıl bu kadar akıl sınırları içerisinde verilebilir inanamadım. Bana gökyüzü mor deseniz ona da inanacaktım Neydi, nerede, ne olmuştu diye kafa patlatma
Bir Çakravartin’in Yol HikayesiSelva Karcı Selen · Edebiyatist Yayınevi · 20252 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2025 14. kitabı
Mor, Tazeoğlu'nun tarzından biraz farklı bir kitap. Ben bu tarz kitapları pek tercih etmiyorum o yüzden okurken bayağı yadırgadım ama kitap sadece soyut bir evreni ele almıyor. Tazeoğlu vermek istediği mesajları doğrudan değil inceden bilinçaltına yerleştiriyor. Spoiler vermeden nasıl anlatılır bilemiyorum ama Veronica Roth- Uyumsuz ya da Leigh Bardugo Kargalar Meclisi gibi kitapları beğendiyseniz size uygun bir kitap olacağını düşünüyorum. Bana göre bir kitap değildi ama verdiği mesajlar için okunabilir. Kahraman Tazeoğlu
1000Kitap
MorKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20164,303 okunma
6/10
·336 syf.··
2025 120. kitabı
Halide Edip beni Rus edebiyatına yönlendiren, içimdeki kitap sevgisini o edebiyatla doldurmama neden olan yazar. Ortaokulda sosyal bilgiler dersinde onun İngiliz mandasını savunduğunu öğrenince yazardan nefret etmeye başlamıştım. Daha sonra yazarın ana dilinde yazmaması, Atatürk hakkında altını dolduramadığı iftiraya varan sözleri, egosu ve ona duyduğum hisler beni onun içinde olduğu ve temel sayıldığı kendi edebiyatımıza yaklaşmaktan alıkoymuştu. Yıllar sonra bir yazarın anılarını anlattığı kitapta Halide Edip'e tutkun şekilde bağlı olmasına şaşırıp "Bir insan böyle bir yazarı neden sever ki?" diye sorgulamıştım. Çocuk aklı işte, aklımda Halide Edip hem İngiliz mandasını savunan hem mitinglerde kurtuluş diye bağıran bir ikiyüzlüydü ve kalemi kuvvetli olsa bile karakteri yüzünden okunmamalıydı. Yakup Kadri okuyarak kendi edebiyatımıza dönünce Halide Edip'e de bir şans vermek istedim. Handan'ı ve Sinekli Bakkal'ı sevdim, özellikle yazarın kadına bakışından çok etkilendim. Her yönden gelişmeye açık olan kadın (ve aslında tüm insanlar) bakışı gerçekten güzeldi. Kalemi Yakup Kadri kadar edebi olmasa da güzeldi. Bakış açımı değiştirip onu daha yakından tanımak için (ve onun hakkında yanıldığımı kendime itiraf etmek için) tüm eserlerini okumaya karar verdim. Fakat bu eseri aklımdaki ilk Halide Edip görüntüsünü o kadar besledi ki bir an "Bir daha asla bu yazarı okumam istemem" diyeceğim bir noktaya geldim. Halide Edip'in sürekli "Herkes korktu, ben korkmadım, herkes ağladı, ben duygulandım çünkü benim çelik gibi sinirlerim var. Çünkü ben şöyleyim, ben böyleyim, ben, ben, ben..." demesi çok rahatsız ediciydi. Ayrıca Yakup Kadri'nin anılarında bulduğum ruhu onda bulamadım, yazarın kendiyle çelişen duyguları samimi gelmediği gibi bu duyguları taşıyan birinin çocuklarını Robert
Türk'ün Ateşle İmtihanıHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20243,749 okunma