SESSİZ
.
"Hiçbir şeyi unutmuyor ki insan, unutamıyor. Sadece hatırlamıyor. "
.
İsmi gibi sessizce ilerleyen bir kitap bu. Sessiz fakat gümbür gümbür... Ele aldığı konu sert, dokunan, dokunduran. Yürek sızlatan...
Kimi var susar; kimi var anlatmadan duramaz. Burada olduğu gibi. Biri iyileşmek için başka yol bulamazken, diğeri de unutmayı tercih etmişti! İşe yaramış mıydı dersiniz? Elbette hayır! Zaten öyle unutacağım demekle de unutulmuyordu ki.
Lâl, avukatı olduğu Varlı Holding yöneticisine açılan dava ile şoktadır. Senelerdir tanıdığı Haluk Varlı için taciz suçlamasında bulunan eski sekreteri/aynı zamanda şoförünün kızı şikayet dilekçesinde bulunmuştur. Haluk Bey, olayın basına sızmadan halledilmesi için direktiflerini vermişse de, olmayan olmuş gazeteci Burak haberi patlatmıştır. Hemde oldukça iddialı bir şekilde!
Lâl, bir tarafta dava ile ilgili araştırmalarını sürdürürken öte yandan dedesinden yadigâr, hiç çıkarmadığı kolyesini kaybetmiş onu aramaktadır. Tahmin ettiği yerde olması ise midesine kramplar girmesine sebeptir.
Araştırmaları esnasında gözünün önüne gelen rüya gibi, kesik kesik sahneler de nedir? Mürekkepli el, büyük taşlı yüzük, mor ayakkabılar, kaçan muz çorap...
Burak'ın yazısı ile sarsılan ve kendini görmesini isteyen sesi, Ali'nin çekinerek davaya devam etmesi, anne ve babasının bitmeyen aşkları ve kendi hayatındaki gerçekler!!!
Bir çocuğun hafızasından içeri girip karanlıklarını aydınlatmak hiç bu kadar zor olmamıştır. Bastırılmış duyguların gün yüzüne çıkması sarsıcı, baba ve kızın o avizenin altındaki sarılması ise tam bir duygu şelalesi.
Bir hukuk mücadelesinden minik bir kızın çözülmesine ait olan anlatım sade, sarsıcı, abartıya kaçmadan katman katman açılarak kabuğunu kırması ile yeniden doğuş adeta.
Başta da dediğim gibi, gümbür gümbür