“Biraz histeri, biraz melodram ha!”
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 19:11
Yazıp yazıp silmekten yorularak dümdüz konuya girmek istiyorum. Çünkü bu kitap sabır ve tahammül noktasında bendeki tüm kredisini tüketti. Uzunca bir süre tüm tavsiye ve ısrarlara rağmen okumaya elim varmadı ve nihayet vakti geldi. gerçekten okumanın lezzetine vararak heyecan ve telaş içinde kaptırdım kendimi. Çok sevilen,çok bağ kurulan, tekrar tekrar okunan bu esere dair eminim çok fazla ve çok güzel incelemeler yazılmıştır(spoiler endişesiyle hiçbirini okumadım). Bu satırları inceleme olarak değil de bir iç dökme olarak değerlendirmenizi rica ediyorum. Öncelikle kitap gerçekten anlatıldığı kadar hatta daha güzel bir üslupla yazılmış. Duygu aktarımı, betimlemeler, tasvirler eksiksiz bir akışla kendimi olayların içinde hissettirdi. Bambaşka hayatların içindeydim, an oldu kendi telaşı içinde yorgunluğunu, çaresizliğini anlatamayan, etrafındaki gürültü patırtı ve çığlıkların iç dünyasındaki sesleri bastıramadığı bir kadının mutfağında buhar gibi, an oldu kolalı manşetlerle, derdin ve tasanın ancak edebî eserlerde tasvir edilişini okurken dudak büken bir burjuvanın, her yeri şatafat kokan davet odasında bir obje, kendini kaybeden bakışlarla rafların arasında coşku ve sevinçle gezinen, bilgiye aç bir genci yönlendiren kütüphane görevlisinin masasında bir dosya, yeri geldi okuyup içselleştirdiği kitapların hararetine kapılan bir grup okurun, tek ayağı aksıyan masası gibi tam içindeydim kitabın… aşkın ilk sarhoşluğunu hissettiğinde yüzüne vuranı da, saatlerce süren yolda pedal çevirirken umudunu diri tutan rüzgârı da hissettim… okumanın bir tutkuya dönüşmesine, her okuduğunun zihninde taptaze kalışına hayranlıkla şahit oldum. Birileri bir şeyler anlatırken başka diyarlara giden bir tek ben değilmişim :) Karşısındaki konuşurken sesinin tonundan çıktığı yolculuklarda
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
8/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2026 4. kitabı
KIRAN RESİMLERİ YAZAR: İNCİ ARAL SAYFA SAYISI:112 Yazar, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü bitirdi. İnci Aral, öykü ve romanlarında genellikle kadın-erkek ilişkilerini, sevgiyi, kadın kimliğini, bağlılık ve özgürlük sorunlarını, insan ilişkilerini irdeleyen bir yazardır. Yazar, 1992 yılında Ölü Erkek Kuşlar adlı romanı ile ve 2002'de Gölgede Kırk Derece adlı öykü kitabı ile Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı, 2002 yılında yayınlanan romanı Mor ile Orhan Kemal Roman Armağanı'nı aldı. 1978 yılında Kahramanmaraş'ta yaşanan ve yedi gün süren Maraş Katliamı’nı kaleme aldığı, o olayın içinde yer alan dokuz farklı insanın gözünden anlatan öykü kitabı ile 1983 yılında Nevzat Üstün Öykü Ödülü'nü kazandı. Kitabı okurken sıradan bir hikaye okuyacağınızı düşünmeyin. Yaşanmış olayların bu kadar acımasız yüzüyle karşılaşmak insanı derinden sarsıyor. Ötekileştirmenin ne kadar yıkıcı olabileceğini görmek gerçekten çok ağır. Keşke kurgu olsaydı diyeceğiniz, ama ne yazık ki gerçek olduğunu bilmenin daha da can yaktığı bir eser. Sadece yedi gün içinde onlarca insanın hayatını kaybettiği bu olayları okumak benim için oldukça zorlayıcıydı. Yazarın sade ve akıcı dili, bu kadar ağır bir konuyu bile rahat okunur hale getiriyor. Daha önce okuduğum kitaplarına göre bu eser beni çok daha fazla etkiledi. Kısa sürede bitirebileceğiniz ama etkisi uzun süre geçmeyecek bir kitap. Mutlaka okunması ve okutulması gerektiğini düşünüyorum. ALINTILAR Bu nasıl bir kindi ki kim büyütmüştü onu, nasıl ve ne zaman? Bu ne inanılmaz düşmanlıktı ki kim ekmişti tohumunu, neden ve nasıl? Neydi ki bu, insanı insana kurt edecek gücü nerdendi?(Sf:43) Evler, dükkanlar, camlar, tahtalar onarılırdı elbet. Peki ya insanlar? Ya onların yaraları, yıkıntıları, yangınları? Ya gidip de dönmeyenler, kalanlar?(Sf:62)
Kıran Resimleriİnci Aral · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2012338 okunma
Reklam
6/10
·236 syf.··
2026 4. kitabı
Nobel Edebiyat Komitesi onun için şöyle dedi; “Hayal gücü, ironi ve şefkatle desteklenen eserleriyle gerçekliği sürekli yeniden sorgulattı.” Saramago; modern edebiyatın özgün ve oldukça sarsıcı bir yazarıdır. Yazarın; yaşamı, düşünceleri ve yazarlığı birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçmiştir. Uzun ve noktasız cümleler, diyaloglarında konuşma çizgisi veya tırnak kullanmaması, alegorik ve sembolik işaretler kullanması ve elbette insan doğasına yönelik sert eleştireler onun yazarlık kimliği hakkında bize bilgi verir. Kitap iki kısımdan oluşur. 1. Ölünün Yokluğu; ‘’ Ertesi gün kimse ölmedi’’ ile insanların ölmemeye verdiği tepkiler, özellikle kilisenin paniklemesi (ölüm yoksa ahiret fikri zayıflar, din bezirganlarının ekmek kapısı kapanı) çok ‘’ince’’ işlenmiştir. Ölümün yokluğunun doğurduğu sosyolojik temalara değinilmiş. Hastanelerin dolması, huzur evlerinin dolması, sigorta şirketlerinin paniklemesi ve ürettiği kurnazca yeni taktikler. Bu kısımda suç oranlarının artması (ölüm yoksa korku da olmaz), yağma vb gibi konulara da girilmesini beklemiştim. Kitap iki kısımdan oluşur. 2. Ölüm Bir Karaktere Dönüşür İşte beklediğim ve en keyif aldığım alegorik kısım. Ölüm bir kişiliğe bürünür. Peki yazar eserlerinde bunu yapıyor? (Bunu Kabil, İsaya’ya Göre İncil kitaplarında da görürüz) - Daha ‘’yakın’’ - Daha ‘’insani’’ - Daha ‘’düşünülebilir’’ Bu kısımda kitap daha duygusal hal alır. Ölümün bir kadın görünümüne girmesi (ki kadın olarak betimlenmesi ayrıca vurucudur), insanlara ‘’bir hafta sonra öleceksin’’ bilgisi ile mor mektuplar göndermesi… sonra daha da ilginçleşir. Bir adama gönderdiği ölüm mektubunun defalarca geri dönmesi… Buraya kitabı okuduktan sonra dinleme isteği duyduğum bir şarkıyı da bırakıyorum. Keyifli
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
7/10
·238 syf.··
2014 55. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2014 00:00
Osamu Dazai, efsanevi bir yazar gerçekten. @dedaluskitap’tan ilk defa bir eser okuyorum. Epeydir aradığımız, bulamadığımız “Mor Bir Serserinin Gezi Notları” en son @yapikrediyayinlari’ndan çıkmış, baskısı tükenince bulunmaz olmuştu. Nadir kitap gibi sitelerde de fahiş fiyata satılıyordu. Yayınevi bizi sorundan kurtardı. Teşekkür ediyoruz öncelikle. Osamu Dazai’nin “İnsalığımı Yitirirken” eserini nitelikli bulmuştum oldukça. Bu eseri, aslında Dazai’nin kitapları kalbine biyografisini yerleştirdiğini anlıyorsunuz. 1909’da Tsugaru ovasının ortaçlarındaki Kanagi’de dünyaya gelmiş. Dazai, yaşamı boyunca “yalnızlık” üzerine düşünüp yazmış biri. Orta sınıf soylu atalarına sahip bir ailede dünyaya geldi. Beş kardeşiyle beraber, sırasıyla; Bunji, Eiji, Keiji, Şuji (Dazai) ve Reiji. Kadınlarla ilişkiler yaşadı, yaşamı boyunca intihar girişimlerinde bulundu ve son seferinde bunu başardı. Anlatılacak çok şey ama, bu bir gezi ve sanat kitabı aslında. Biyografik bir roman ssla değil. Geriye dönüşleri olan, hüzünlü bir coğrafya atlası misali, gezi notlarıyla geçmiş değer yargılarını aynı potada eritiyor. Hac yolculuğuna çıkan Dazai, Kanita’dan başlayıp, yolculuğunu Batı Sahili’nde sonlandırıyor. Denildiği gibi, Osamu Dazai okumak, Japon edebiyatına adım atmak için güzel bit merdiven basamağı... bunlar güzel atılımlar olabilir.
Mor Bir Serserinin Gezi NotlarıOsamu Dazai · Dedalus Yayınları · 2018387 okunma
10/10
·236 syf.·
2026 124. kitabı
J. Saramago’nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabı insanlığın en eski korkusu olan ölümün aniden ortadan kalkmasıyla başlayan trajikomik bir kaosun ve sonrasında ölümün bir "kadın" olarak ete kemiğe bürünmesinin hikayesidir. Saramago, o kendine has, noktalama işaretlerini hiçe sayan ve akıp giden üslubuyla okuru hem siyasi bir hicvin hem de derin bir varoluşsal sorgulamanın içine çeker. Kitabın ilk yarısı, "Ertesi gün hiç kimse ölmedi" cümlesiyle başlayan toplumsal bir deneyi anlatır. Ölümün yokluğunu bir lütuf olarak değil, bir lojiistik felaket olarak kurgular Eğer ölüm yoksa diriliş yoktur diriliş yoksa kilise için bir varlık sebebi de kalmaz. bu ironiyle kurumların dogma üzerine kurulu kırılganlığını deşer. Sigorta şirketleri, huzurevleri ve cenaze levazımatçıları iflasın eşiğine gelir. Ölümsüzlük, kapitalist sistemin çarklarını durduran bir kum tanesine dönüşür. Ölümün durması, yaşlanmanın durması anlamına gelmez. Hastaneler ve evler, "yaşayan ölülerle" (ne ölebilen ne de iyileşebilenlerle) dolar. Kitabın ikinci yarısında ölüm, işine geri dönmeye karar verir ancak bir şartı vardır: İnsanlara öleceklerini bir hafta önceden bildiren mor zarflar gönderecektir. Ölümü soğuk bir doğa olayından, hisleri ve merakı olan bir kadına dönüştürür. Ölüm, insana veda etme şansı vererek aslında bir tür "nezaket" göstermeye çalışır. Ancak bu durum, bekleyişin o ağır melankolisini ve insanın kendi sonuyla yüzleşme sancısını tetikler. Kitabın dünyasında ölümle kurulan bu yeni ilişki, insanın kendi varoluşuna dışarıdan, bir yabancı gibi bakmasını sağlar. Bu yabancılaşma, bir çöküşten ziyade, varlığın anlamını yeniden kurmak için bir başlangıçtır. Kitabın zirve noktası, ölümün bir çelliste gönderdiği mektubun defalarca geri dönmesidir. Ölüm, bu "sıradan" adamı merak eder, evine gider
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
Cümlelerde kaybolmak isteyenlere..
9/10
·464 syf.··
2026 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 00:51
Bazen ruha çiçek serpen, bazense ruha bir ok fırlatan cümleler bunlar.. Kitaba başlamadan ilk sayfada Bekiroğlu diyorki: Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.Eğer diğer kitaplarını okuduysanız, Cümle Kapısı, Mor Mürekkep, Mavi Lale gibi..yine aynı şekilde cümlelerle adeta sohbet ediyor, cümleyi alıyor insanın yüreğine saplıyor..Bu kalem her yüreğin kalemi değil, okurken hissetmek gerek bu kalemi.. Anlattıkları tarih kadar kesin, hatıralar kadar bulanık, bir roman kadar güzeldi. Syf 35 Bazen Hz. Yusuf'tan giriyor konuya. Kalbe bir ok saplayıp kaçıyor başka konuya. Sonra Âdeme geliyor cümlelerin sırası. Gözümden minnak bir yaş akıtıyor, oradan da çıkıyor...Velhasıl bu kitap, Bekiroğlu’nun her kitabından kısa da olsa cümleler barındırıyor. Biraz kendi düşünce cümleleri, biraz kitaptan cümleler.. En zayıf olduğum yerden sınanmış en hassas olduğum yerden vurulmuşum. Taşıyamam zannettiklerimi taşımış, taşırım zannettiklerimin altında boğulmuşum. Syf 445 Her cümle o kadar derin bir anlam bırakıyor ki, cümleyi bir kez daha okuma isteği uyanıyor insanda. Her sayfası bir alıntı içeriyor. "Bunu da paylaşsam mı? bu da çok güzel cümle" diye düşündürüyor. Severek keyifle okudum kitabı şans vermenizi isterim.
Duygu ve Düşünce
Yerli Yersiz CümlelerNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20171,650 okunma
Reklam
Reklam