Kalpte bir iz bırakabilmek, tebliğ denen o bildiri vazifesinin amacına ulaşabilmesi için tek ve en etkili yoldur.
Kalpte iz bırakmayan her çağrı, üzerine günahkar damgası vurulacak masum insanlar arayışından başka bir şey değildir.
MSÇ
02.15
Tanrı Onu dinlemediğim için beni cezalandırdı.
Ben Cennette bir melektim. Bir gün ona karşı geldim. Tanrı beni bir kadının ruhunu almaya yollamıştı. Yeryüzüne indim, bir de baktım ki yeni doğum yapmış, hasta bir kadın uzanmış yatıyor, ikiz doğurmuş, İki kız. Kızlar annelerinin yanında debelenip duruyordu, kadıncağız da onlara memesini uzatamıyordu. Beni görür görmez ruhunu almak için tanrının gönderdiğini anladı; ağlayıp yalvarmaya başladı. Tanrı’nın meleği! Kocamı yeni gömdüler, ağaç altında kaldı. Ne Öksüzlerimi büyütecek kardeşim, ne teyzem, ne de anam var. Alma canımı, izin ver çocuklarımı besleyip büyüteyim, kendi ayakları üstünde durduklarını göreyim! Çocuklar ana babasız yaşayamaz. Ben de kadının sözünü dinledim, çocuklardan birisini tutup göğsüne yanaştırdım, ötekini eline verdim. Sonra da göğe yükseldim. Tanrının huzuruna çıkıp şöyle dedim: lohusanın ruhunu alamadım babayı bir ağaç ezmiş, anne ikiz doğurmuş; ruhunu teslim etmemek  İçin yalvarıp yakarıyor, “izin ver çocuklarını besleyip büyüteyim kendi ayakları üzerinde durduklarını göreyim! Çocuklar ana babasız yaşayamaz” diyor. Ben bu kadının ruhunu alamadım.
Tanrı da bana şöyle dedi: git kadının ruhunu al, sonra da şu üç kelamımı öğren: İnsanda ne var? İnsana ne verilmemiştir? İnsan ne ile yaşar? Bunları öğrenince yine göğe döneceksin.
Ben de yeryüzüne indim, lohusa kadının ruhunu aldım. Kadının çocukları göğsünden ayrıldılar. Cansız vücudu da Yatağa düştü kızlardan birinin ayağını ezdi.
Köyün üzerinde yükseldim, kadının ruhunu Tanrı’ya ulaştıracaktım ama bir rüzgâra yakalandım kanatlarım tutulup koptu; ruh tek başına Tanrı’ya yükseldi, bense yeryüzüne, yolun kenarına düştüm.