Birdenbire gazetelerde yazı dizileri ya da örneğin kent sınırları içindeki bütün güvercinlerin yok edilmesini isteyen örgütlenmiş okur mektupları görülmeye başlandı. Ve güvercinler yok edildi. Ama asıl nefret köpeklere yönelikti. İnsanlar işgal felaketini hâlâ atlatabilmiş değillerdi ama radyo, televizyon ve basın bir köpektir tutturmuş gidiyorlardı; nasıl sokaklarımızı ve parklarımızı kirletiyorlar, çocuklarımızın sağlığına kastediyorlar, bir işe yaramadıkları halde yine de beslenmemeleri gerekiyor vs. vs. Öyle cinneti andıran bir çıngardı ki çıkan, Tereza gözü dönmüş kalabalığın Karenin'e bir zarar vermesinden korktu. Ancak bir yıl sonra biriken kin (o zamana kadar talim olsun diye hayvanlara yöneltilmişti), gerçek hedefini buldu: İnsanlar. İnsanlar işlerinden alınmaya, tutuklanmaya, yargılanmaya başladılar. Hayvanlar sonunda rahat nefes alabildiler.
Şair František Hrubín de böyle öldü işte - partinin sevgisinden kaçarken. Hrubín'in, gözüne görünmemek için elinden geleni yaptığı kültür bakanı, onu ancak cenaze töreninde yakalayabildi ve şairin mezarı başında onun Sovyetler Birliği'ne olan sevgisini dile getiren bir konuşma yaptı. Belki de şairi mezarından kaldıracak kadar yalan olan sözlerinden yarar umuyordu, kim bilir. Ama dünya öyle çirkindi ki, kimsecikler kalkmadı mezarından.