Tenzile, onca, yenilmez, içilmez, el değdirilmez, salt seyredilecek güzellikti. Bıraksalar, onun yanında açlığı susuzluğu bir an usuna getirmeden oturur, mutluluğun altın suyuna batmış duygular, düşüncelerle onu seyrederdi.
“Yiyeceklerimuzi koruyacağuz. Ali, başka çaresi var mi?
Şehirlerin kanunları, hala bizi korumayi. Onlar, ancak kendilerini korumak için kanun yapayılar. Bizum kanunumuz da tüfeğin namlusindan bakayi.”
Hey gözünü sevduğumun toprağı! Şu toprağı görey misunuz, uşaklar, şu toprağı? İşte, insanoğlinin umudu budur, insan bu topraktan halk edilir, bu topraktan beslenir, yine bu toprağa döner. Ne insan umutları, yemiş olmadan şu kara toprağa gömülmüştür.
“O, adam olmamış ama biz oluruz oğlum. Onun mayası bozuk. Biz, zorluklarla boğuşmasını öğrenmişiz. İnsanı adam eden zorluklardır. Bu zorluklar bize başkalarına, kendimizden daha aşağılara acımasını da öğretiyi.