e.

e.
@muberkamakami
Vitam impendere vero.
Psikanaliz ve Din: Erich Fromm’un Anlam Arayışı
9/10
·120 syf.··
2025 3. kitabı
Erich Fromm’un Psikanaliz ve Din kitabı, sadece teori kitabı değil; okuyucuyu, insanın hayattaki yerini ve anlamını sorgulamaya davet eden yolculuk. Kitabı okurken, Fromm’un hem psikanalizi hem de dini birer kavram olarak ele almadığını, aksine onları insan ruhunun derinliklerini anlamak için araç olarak kullandığını fark ediyorsunuz. Psikanaliz ve Din: Çelişki mi? Kitabın en dikkat çekici tarafı, psikanaliz ve din arasındaki yüzeysel zıtlığa dair Fromm’un getirdiği derin perspektif. Geleneksel anlamda, bilim ile inanç arasında uçurum olduğu düşünülür. Ancak Fromm, bu iki kavramın aslında aynı sorunun peşinde olduğunu öne sürüyor: İnsan, kendine nasıl anlam kazandırabilir? Fromm’a göre, insanın anlam arayışı ve özgürlük ihtiyacı, hem dini hem de psikanalizi anlamlı kılan temel unsurlar. Kitap boyunca, bir yandan Freud’un bireyin iç dünyasını nasıl çözümlediğini görürken, diğer yandan dini inançların insanlık tarihinde nasıl anlam aracı sunduğunu okuyoruz. Fromm’un yazım tarzı oldukça samimi. Akademik metin okuyor gibi hissetmiyorsunuz; sanki dostunuzla kahve içerken insanın içsel çelişkilerini ve anlam arayışını tartışıyorsunuz. Fromm, okuru asla yargılamıyor, bir şeyleri dayatmıyor. Sadece sorular soruyor, sizi düşünmeye zorluyor ve kendi cevabınızı bulmanız için rehberlik ediyor. Kitapta beni en çok etkileyen kısım, Fromm’un “özgürlükten kaçış” kavramına yaptığı vurgu oldu. İnsan, özgür olmayı ister gibi görünse de, aslında özgürlük ona ağır gelir. Bu yüzden insanlar otoritelere boyun eğmeyi, kendi iradelerinden vazgeçmeyi seçer. Çünkü özgürlük, aynı zamanda sorumluluktur. Bu fikir, sadece dini değil, modern yaşamın dinamiklerini de anlamam için bana yepyeni bakış açısı sundu. Psikanaliz ve Din, hem psikanalizle ilgilenenler hem de inanç kavramını
Psikanaliz ve DinErich Fromm · Say Yayınları · 20231,417 okunma
Reklam
Terapinin Derinliklerine Yolculuk
Puan vermedi·448 syf.··
2025 2. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2025 04:54
Irvin D. Yalom, psikoterapi dünyasının etkileyici ve ilham verici isimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Divan Yalom’un yıllar boyunca biriktirdiği deneyimlerini, insan ruhuna dair derin gözlemlerini ve terapist- danışan ilişkisine dair incelikli yaklaşımlarını bir araya getiriyor. Terapi odasının kapılarını okurlara aralıyor ve insan olmanın karmaşıklığını, zorluklarını ve güzelliklerini yansıtan bir ayna sunuyor. Kitabın içerisinde farklı terapötik hikâyeler yer alıyor. Hikayelerde okurlara şu mesajı vermek istiyor: Terapistin de insan olduğu, hata yapabileceği ve terapi sürecinde danışanlardan öğrenebileceği fikri derinlemesine işleniyor. Yani esasında terapinin tek taraflı bir verme süreci olmadığını, terapistin de süreç içerisindeki değişim ve dönüşümüne şahit olunduğunu dile getiriyor. Yalom, psikoterapideki klasik “uzmanlık” algısını sarsarak, terapisti salt unvanın ötesinde “insan” olarak gösteriyor. Bu insanlık halleri kimi zaman şan, şöhret, para hırsı olarak kimi zamanda şehvet ve arzuların ortaya çıkmasıyla kendini gösteriyor. Dolayısıyla okuyucu, sadece terapinin ne olduğunu değil, terapistin danışanla birlikte nasıl dönüştüğünü de görüyor. ‘Kitabın Okuyucuya Katkıları Neler?’ soracak olursak; •Yalom, terapi sürecinin bir “tedavi” değil, bir “yolculuk” olduğunu hissettiriyor. Bu sayede, terapiye dair önyargıları olan okuyucular için yeni bir bakış açısı sunuyor. • Kitaptaki hikâyeler, okuyucuyu kendi duygularını, korkularını ve arzularını düşünmeye yönlendiriyor. • Ruh sağlığı çalışanları için mesleki bir rehber niteliğindeki kitap, yeni başlayan terapistlere de yol gösterici nitelik taşıyor.
Psikoloji
DivanIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 20216,7bin okunma
"Mevcut bi' savaşın ortasında seni evimi vururken gördüm."
10/10
·536 syf.··
2020 114. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2020 20:04
1000kitap ilk katılma tarihi, yirmi iki ekim ikibinonyedi. Katıldıktan birkaç saat sonra okuyacaklarıma eklenen ilk kitap, nar ağacı. Takriben üç sene sonra okuduklarıma eklenen 384. kitap, nar ağacı. Yazdıklarım benim kitap ile ilgili hikayem. "Gerçek hikayem." ** Hayatı anlatmak ve anlamlandırmak için çeşitli metaforlar geliştirilir. Kimisi için aşılması zor bir yoldur, kimisi için deniz manzaralı bir evdir ya da kırık dökük bir harabe. Bazen tiyatroya benzetilir, çeşitli sahnelerin canlandırıldığı yerdir. Ama bana sorarsanız hayat en çok bir hikâyeye benzer. Hayat bir hikâyedir daha da doğrusu hikâyeler silsilesi. Bu hikayede çok beğendiğimiz yerler vardır, iyi ki yazılmış deriz. Bazı bölümleri sıkıcı, üzücü ve acı vericidir. Çabuk bitsin isteriz. Sonra sahip olduğumuz her hikayeyi paylaşabileceğimiz bir hayat arkadaşı ararız. Hikâyemizi bir başkası ile paylaşma gereği duyarız, ortak bir hikâyemiz olsun isteriz, adına da aşk deriz. "Aşk." Bu kelimeden sonra değişir her şey. Artık hikaye bitmiştir, bundan sonrası ya masala dönüşecektir ya da bitsin istediğimiz bir kabusa. Aşk, nâr ve nûr arasında bir yerde kalır, âraf deriz. Deriz, deriz ve deriz... Bu dünyada bize ayrılan sayfa sayısını dolduruz ve hikâyemiz tamamlanmış olur. Nar Ağacı'da bir savaşın ortasında, karmaşanın tam içerisinde belirivermiş bir aşk hikâyesi. Trabzon'dan Tebriz'e uzanan geniş bir yolculuk, bir seyir defteri. Bazen İran'ın sokaklarını geziyor Azam'ın dokuduğu halıları hayret ve güzellikle temaşa ediyorsunuz. Sonra kendinizi bir savaşın ortasında buluyorsunuz. Yerini yurdunu terk etmek zorunda kalan Zehra ve Büyükhanım ile birlikte o çilekeş yolculuğa tanık oluyorsunuz. Başka bir bölümde Settarhan'ın aşkını hissediyorsunuz. Sevmek ama sevdiğini dâhi söyleyememek. Günümüz kolpa aşklarına
1000Kitap
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534bin okunma
Dinleyin sesi duymak doruğuna varanlar!
Puan vermedi·154 syf.··
2020 69. kitabı
Siz de dinleyin, küçük adamlar, "büyük" olduğunu sananlar, bu düzenin bir parçası olanlar! Wilhelm Reich'in sesine kulak verin... Biraz geçmişe gidelim, 20. Yüzyılın ilk zamanları. Devrimler yapılmış, din baskısı ortadan kalkmış. Avrupa en refah günlerini yaşamaya hazırlanıyor. Artık huzur bizim elimizde deniliyor, dünya barışı slagonları atılıyor, peki ya sonuç? Birbirini takip eden savaşlar silsilesi. Bunun sonucunda toplum "büyük" adamlar ve küçük adamlar olarak nitelendirdiğimiz kişilerden oluşmaya başlıyor. Kim bu küçük adam, kime hitap ediyor Wilhelm Reich? Yazar bu tanımı kendisi yapıyor. "Gerçekten büyük olan insandan seni ayıran tek bir nokta var: Büyük adam da bir zamanlar çok küçük bir adamdı; ama bir tek önemli yetenek geliştirdi: Düşünce ve davranışlarında küçük olduğu noktaları görmeyi öğ­rendi. Kendisi için çok değerli olan bazı şeyleri yitirmeyi göze alarak kendi küçüklüğünün ve önemsizliğinin ta­şıdığı tehlikeyi giderek daha iyi sezmeyi öğrendi. Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar." (s, 17.) Toplumu kaba olarak ikiye ayırabiliriz: Yönetenler ve yönetilenler. Kitap yönetmekten yoksun, yönetilen herkese hitap ediyor. Toplum düzeninin farkında olmayan, etrafa sadece kendi doğruları ile bakmayı seçen, idrake giydirilen '-izm' gömleklerini giymeyi reddederken aynı zamanda bu duruma adapte olan herkese. "Kişisel gelişim olarak" nitelendireceğimiz birçok kitapta durum aynıdır: "Sen bu kozmosun bir parçası, dünyanın en güzel varlığısın. Biriciksin, istedikten sonra her şeyi yaparsın. Yapmanı engelleyen tek şey kendinsin." minvalinde cümleler kurulur ve yüzlerce sayfada sana sadece bundan bahseder. Tabi bu tezatlığın farkına varan bazı kişisel gelişim
1000Kitap
Dinle, Küçük AdamWilhelm Reich · Cem Yayınevi · 202115,4bin okunma
Kaar neden yağaar, kaar?
8/10
·240 syf.··
2020 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 02:22
Hayal ve gerçeğin tam ortasındayım şimdi. Hayal ve gerçek. Beni oluşturan iki hakikat. Hayal de bir hakikat midir? Düşünmek lazım. Bir ben var bir de benden içeri. Kâh o zamandayım, kâh bu zamanda. Bazen yanı başındayım, bazen çok uzağında. Uzaklar demişken, ben aslında kayıp birisiyim. Bulduğunu zanneden ama bir türlü olduramadığın o gerçeğim. Bir varmış bir yokmuş. Buradan çok uzaklarda hayalin ve gerçeğin çok ötesinde ya da tam ortasında bir berber dükkanı varmış. Berber, görevini yaparken aslında orada değilmiş, yokmuş. Dükkan sahibi Berber Nuri, bir gün ansızın kaybolmuş. Oradayken kaybolmuş. Oradayken yani bizimleyken. Kimi demiş İstanbul'da, kimi demiş ki Arabistan'da... Aslında o hep berber salonunda, müşterilerinin yanındaymış. Bu masal (hayal) böyle devam ederken olaylar olmuş, zaman akmış, sular durulmuş. Artık kaybolan sadece berber değilmiş. Güvercin ve muhtar da ona eşlik etmiş ve en sonunda biz de bulduk derken kaybolanlardan olmuşuz. Karışık geldi değil mi? Kitabı tek bir cümle ile özetlersek bu 'karışıklığın içindeki ahenk' olur sanırım. "Oldu mu, oluyor mu, olacak mı?" soruları hep peşimizde. Yaşanan hayal mi yoksa gerçek mi? Kaybolan ben miyim yoksa onlar mı? Sorular, sorular hep sorular... Zaman zamanın hep içindeyken, ve yaşadığımız şeyler için sadece bir ândan bahsederken ve olmak-bulmak ile uğraşırken sonuç daima ölüm olur. Sana verilen zaman dolmuştur, ömür bitmiştir. Romanda da öyle. Hayatın sıfır noktası, herkesi eşitleyen şey: Ölüm. Bir muhtarı, genci... Kısacası herkesi ve her şeyi. Hayallerimizi oldurmaya, gerçeği bulmaya çalışırken, hayatın öznesi iken nesnesi konumuna düşeriz bazen. Bulduk ve olduk deriz ve hayat tam da orada başlar işte. Postmodern teknikler ile yazılmış bu romanın içerisine daldığınızda aklınızda sadece "kaaar
1000Kitap
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
Reklam