Türk Ocakları
Şubat 1920 yılında İstanbul'da bulunan Türk Ocakları binası da işgal edilip kapatıldı. Türk Ocakları bu durum karşısında yılmadı ve bir hafta geçmeden tekrardan İstanbul merkezde yeni bir genel merkez açtı. Fakat uzun sürmeden bu yeni genel merkezde 9 Mart 1920 yılında İngilizler tarafından işgal edildi. Zaten bundan kısa bir zaman öncesinde de İzmir, Bursa ve Ege Bölgesi etrafındaki Türk Ocakları şubeleri de Yunanlılar tarafından kapatılmıştı. Türk Ocaklarında yapılan bu kapatma harekatları ve işgaller sonrasında birçok Türk Ocağı yöneticisi ve üyesi Malta'ya sürgün edildi Ayrıca basılan Türk Ocakları binalarındaki evraklar ve belgeler harap edildi. Bütün bu baskınlara ve kapatma olaylarına rağmen Türk Ocakları dağıtılamadı, Türk milliyetçilerinin Milli Mücadele'deki etkili rolü engellenemedi ve Türk ocaklarının bu tutumu, bu başarısı İstiklal Savaşı'nın itici gücü oldu
Sayfa 78 - Günce Yayınevi, Ankara, 2024
Tarih
İHTİLAL MAHKEMELERİ
İstiklal Mahkemelerinin kararları kesindi ve temyiz yoktu. Mahkemeler Büyük Millet Meclisi'ne bağlıydı. Kararlarından dolayı sorumlu değillerdi. ... İstiklal Mahkemelerine konu olan başlıca suçlar şunlardı: 1) Vatana ihanet, ayaklanma, 2) Casusluk, 3) Bozgunculuk ve aleyhtepropaganda, 4) Soygunculuk, 5) Görevi kötüye kullanmak, 6) Halka eziyet ve baskı, 7) Qsker ailesine saldırı, 8) Tekâlif-i Milliyeden mal kaçırmak, 9) Katil, 10) Düşman işgalinden yararlanıp kanunsuz harekette bulunmak, 11) Düşmana yardım ve işbirliği, 12) Düşman ordusuna katılmak, 13) Askerden firar etmek, firar edenler yardım ve yataklık etmek. ... Verilen cezalar: 1) Asarak idam etmek veya kurşuna dizmek, 2) Kal'a-bend, kürek veya ağır hapis, 3) Sürgün, 4) Dayak, 5) Zararı ödetme, 6) Görevden uzaklaştırma, 7) Halk ve asker önünde teşhir, 8) Milli Mücadele'nin sonuna kadar gözaltına alma, 9) Mal ve mülküne el koymak, 10) Asker kaçağının yerine en yakınını askere almak. ... Mahkeme heyetinin oturduğu yerin arkasında büyük bir levha ile "İstiklal Mahkemesi mücadelesinde, yalnız Allah'tan korkar" yazısı asılıydı. ... Görevimizi yaparken ne hatır dinledik, ne emir, ne gönül...
Sayfa 367 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
KÂFİR BİLE TERSİNDEN İSLÂM'A HİZMET ETMİŞTİR!..
Unutulmaması gerekir ki, “dışa bakış” İBDA Diyalektiği’nin temel ölçülerinden biridir. Dikkat edelim: “Dışa bakışta temel ölçü, “İslâm’a muhatap anlayış” hakikatine mensup olmaya delil de teşkil edecek bir inceliktedir… Mevlâna Hazretleri bir gün bir papazla selâmlaşır ve bu bahiste kendine sorulan suâle şöyle cevap verir: “Birbirimizin bâtınını selâmladık; bizim imânımız açık, küfrümüz bastırılmış, onun ise küfrü açık, imânı gizli!” İslâm’a muhatap anlayışa mâlik olan için, kâfir bile tersinden İslâm’a hizmet etmiştir; ve dâva, bunun düzünü göstermektedir… Mücadele de budur!..” [*]
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
ZENOFANES: BİR PUTKIRAN ve GERÇEK BİR SAVAŞÇI...
(...) Müslümanların “Elyâviye”, Batılılarınsa “Elea” dedikleri felsefe mektebinin kurucusu Zenofanes ise, belki arkasında Pisagor kadar renkli bir hayat hikâyesi bırakmamakla birlikte, ondan daha dikkate değer bir kişiliktir. Parmenides’in hocasıdır Zenofanes… Yâni, getirdiği “vahdaniyet benzeri” düşünceyle Atina’ya sirayet eden ve Sokrat, Eflatun, Aristo gibi fikir devlerine tesir eden ana cereyanın mihrâk noktası… Ondan günümüze kalan “Tabiat ve Hicivler” isimli eserde, Zenofanes’in ateşle, suyla, havayla uğraşmadığını, doğrudan doğruya işi kökünden ele almaya davrandığını ve bir felsefe kurmaktan ziyade, bizzat felsefeye yol açan putperestliğe savaş açtığını görürüz: Hepsini tanrılara yüklediler Homeros ve Hesiodos Ne kadar ayıb ve kusur varsa insan nezdinde Çalma, zinâ etme ve birbirini aldatma. Şimdi faniler "doğduğunu" sanıyor tanrıların Ve kendileri gibi kıyafetleri, sesleri, şekilleri olduğunu Elleri olsaydı öküzlerin, atların ve arslanların Yahut insan gibi iş ve resim yapabilselerdi Atlar atlara, öküzler öküzlere, arslanlar arslanlara benzer Tanrılar tasvir ederler ve vücudlar çizerlerdi Her biri kendi şekline göre. Nasıl ki Habeşler kendi tanrılarını basık burunlu ve kara Trakyalılar gök gözlü ve kızıl saçlı sanmakta... Tek bir Tanrı vardır, bütün tanrılar ve insanlardan yüce Ne şeklen insanlara benzer, ne de fikren Mutlak fikir, mutlak görme, mutlak işitmedir O. Bu kadar berrak bir hakikat idrâkı, felsefenin harcı değildir, felsefî kargaşanın en koyu deminde felsefe (akıl) yoluyla elde edilemez; olsa olsa İlahî bir mevhibe, Rabbanî bir bağış olabilir… Dindar olmakla, Allah idrakına sahib olmak aynı şeyler değildir. Eski Mısırlılar da dindardı, Hindûlar dâ dindardır, Pisagor da öyle…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
İHTİLÂLCİ PİSAGOR...
(...) Bu arada, iki dindar kişi çıkar, Güney İtalya’daki Yunanlılar arasında… Biri, felsefeyi bâtıl bir din hâline getirmek isteyen Pisagor, diğeri, felsefeye sahici din idrakından haber getiren ZenofanesHer ikisinin dindarlıkları haricinde belki tek müşterek noktası, her ikisinin de efsanenin “tanrılar”ına şiddetle düşman olmaları ve onlarla açıktan mücadele etmeleridir… Pisagor’u okullardaki geometri derslerinden hatırlarız. Yine bir Yunanlı olan Öklid ile beraber, Pisagor’un teoremi, geometrinin (hendese) en esaslı iki hakikati sayılır. Matematiği (riyaziye) ilimlerin temeline koyar Pisagor. Sayılar ve onlar arasındaki ilişkiler, maddî olduğu gibi, manevî hakikatin de tamamını ele verir. Müzikte onun derin bir hassasiyet ve mühim buluşlar sahibi olduğu söylenir. Astronomi ve müzik alanına riyaziye yardımıyla girer. Riyazet, yâni nefs tezkiyesi ve ruhî arınma yolu da, riyaziyeden bir şubedir… Tenasuha inanır, et yemez, nefsi kötüler; felsefeyi tasavvufa götürüşü veya oradan getirişi ile Hind mistiklerini andırır… Çok geçmeden, onun felsefe mektebi, önce bir dinî tarikate, daha sonra ideolojik bir harekete dönüşür… Pisagor, maddî ve manevî hakikatleri kuşatma azmiyle kalmaz, siyasî hayata da müdahale eder, ihtilâl başlatır ve yaşadığı şehrin iktidarını ele geçirir… Fakat hayat çoğu zaman, Orfeus örneğinden de hatırlayacağımız gibi, felsefenin tasniflerine uymaz ve toplum, filozofların iktidarını kabullenmek istemez. Nitekim kanlı bir ayaklanma sonucunda, Pisagor ve taraftarları şehirden kovulur.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
Atatürk - İttihat ve Terakki
Mustafa Kemal Atatürk, asla kurucularından, Umumi Merkez üyelerinden, yönetici liderlerinden, mebus veya nazırlarından biri olmadığı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli kuruluş döneminde, Kolağası rütbesindeyken kısa bir süre üyesi bulunmuştur. Kongresi'ne katılmış ve daha başlangıçta askerlerin politikadan uzak kalmaları teklifi ile İttihat ve Terakki yapısını ve asker liderlerini eleştirmiştir. Metot ve prensiplerine karşı koyduğu; vatan ve millete zarar getirilmelerini önlemeğe çalıştığı, uyarmalarına kulak asmayan liderleriyle mücadele ettiği ve nihayet İstiklâl Mahkemesi'nde son tasfiyesini yaptırdığı İttihat ve Terakki Fırkası hakkında Atatürk'ün son hükmü şudur: İttihat ve Terakki vatansever bir kuruluştur. Kusurları, yanlışları ve zararları olmuştur. Ama vatanseverliği, tartışmaların üstündedir.
Sayfa 53 - Milli Mecmûa, Dosya Konusu: İttihat ve Terakki, Sayı 9, Temmuz-Ağustos 2019·Kitabı okuyor
İttihat ve Terakki Cemiyeti